Pazartesi, Kasım 05, 2007

Sehit olamayan sekiz asker



Esir alinan sekiz asker sag salim donduler. Ben cok mutlu oldum. Bu sekiz askerin hangi sartlarda ne sekilde esir alindigini bilmiyoruz. TSK'nin teslim olma ile ilgili kurallari nedir? Bu askerler bu kurallar dahilinde mi teslim olmus yoksa olmamalari gereken bir durumda mi teslim olmus ordu arastiriyordur. Arastirmanin sonuclarini ve gercekten ne oldugunu sade vatandaslar olarak hic bir zaman ogrenebilecegimizi dusunmuyorum. Belki tamamen kurallar icinde davrandilar, belki kacirildilar, belki ne yapmalari gerektigini hic ogrenmemislerdi.

Adalet bakanimiz Mehmet Ali Sahin demis ki: "Bu askerlerin operasyonla ilgili o gece, bu terörislerle birlikte gitmiş olmasını içime sindiremiyorum. Bir Türk askerinin birkaç tane çapulcuyla birlikte gitmiş olması beni üzdü. Bizim askerimiz, bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken gerektiğinde her an şehit olmaya hazır olmalıdır. Askerlerin ailelerinin yanlarına dönmesiyle aileleri mutlu oldu ama benim içimde bir ukde kalmıştı bunu beyan ettim"

Gitmeseydiniz, olseydiniz buyurmus bakanimiz. Madem olmediniz savci ve
yargic olarak sizi onursuzluga mahkum ediyorum. Baskalarinin cocuklarina ol demek ne kadar kolay.

Yildirim Turker askerler serbest birakilmadan once demisti ki:
PKK kaynakları, alçaklık stratejisi uyarınca bu gençlerin kendilerine katılacağı yolunda iddialarda bulunarak onların geleceğini, ailelerinin güvenliğini tehlikeye atıyor.

PKK'nin biraktigi yerden bakanimiz devam ediyor.


Salı, Ekim 09, 2007

Budalalik

Nuray Mert sevdigim ve ilgiyle takip ettigim kose yazarlarindan biri. Saglam durusunu ve gruplasmalardan uzak bagimsiz tavrini takdir ediyorum. Pek cok fikrine katilmiyorum ama yazdiklarini ilgi ve merakla okuyabiliyorum. Ama evrim konusuna gelince tam anlamiyla cuvalliyor. Daha once de bu konuda basarisiz yazilari olmustu ama son yazisi tam bir felaket :Bilim budalaligi.

Amerika'dan ithal akilli tasarimcilarin Avrupa'da da boy gostermeye baslamasi nedeniyle Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi akilli tasarimin bilim gibi gosterilip bilim derslerine sokulmasina karsi bir karar almis. Konsey Radikal'in basliginda belirttigi gibi yaratilis teorileri insan haklarina karsi demese de akilli tasarimin bilim adi altinda okullara girmesini konseyin temel degerlerine karsi bir tehdit olarak goruyor. En azindan egitim hakkini azalttigi kesin. Radikal'in basliklari zorlama olmus. Nuray Mert basliklari mi Konsey'in kararini mi elestiriyor cok acik degil ama cok vahim hatalar, saptirmalar yapiyor. "Bilim.... Varoluşla ilgili soruların cevabını vermez, veremez. Bu, felsefe, yani spekülasyonun alanıdır. Bu alanda fikir yürütülür, hiçbir şey ispat edilmez, doğrulanıp, çürütülemez. Evrim teorisi de, adından da anlaşılacağı gibi bir 'teori'dir, yani varsayımdır. Teoriler bir yere kadar, bilimsel gelişmelere zemin oluşturabilir, nihai sorulara gelince teoriler varsayım sınırında kalır. " Bilimin varolusla ilgili sorulari cevaplamaya calismaz ,bu konuda herkes anlasiyor. Ondan sonra sacmalama kismi basliyor. Evrim teorisinden bahsedeceksen bir zahmet et teori ne demekmis ogren. Bilimsel anlamdaki teoriyle, gunluk konusma agzindaki teorinin farki neymis bir arastir.

Vikipedi den:

"Kuram
veya teori, sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünüdür.
Kuram kavramlaştırmaya yönelik olarak, değişkenler arasındaki ilişkiyi basit ve anlaşılır bir biçimde ifade etmek amacıyla birleştirilimiş tanımlar, örgütlendirilmiş gözlemler, koşullar ve ilkeler bütünüdür.
Bilimde kullanıldığı anlamıyla kuram, çok sayıda doğal gözlemi birbirine bağlayan bir gerçekler ve açıklamalar bütünüdür. Bir tahmin veya hipotez değildir. Kuantum kuramı, Görelilik kuramı, Evrim kuramı gibi birçok kuram, günümüz bilim çevrelerinde yaygın olarak kabul gören, az sayıda prensiple çok sayıda gözlemi birleştiren ve açıklayan kavramlar ve açıklamalar bütünüdür. Şu an deneme aşamasında olan, ve bir gün yeteri kadar denendiklerinde kanun konumuna yükselecek olan tahminler değildir."

Bu kadar cehaletle nasil bu kadar cok fikir uretilebilir! Sonra saptirma kismi geliyor.
Konuyla ilgili ilgisiz sosyal Darwinism, cinayeti haklilastirmak, Ashley tedavisi, Hindistan'da kiz cocuklarinin kurtaji gibi konulardan bahsediyor sonra da "
Pozitivist dar kafalılığın insanlığı ne tür sorunlarla karşı karşıya getirdiğini, güncel örneklerle çok iyi kavrayabileceğimiz bir çağda yaşıyoruz." diyor. Sanki bahsettigi seylerin pozitivizmle bir ilgisi varmis gibi yapiyor.

Konsey kararinin ilk cumlesi diyor ki
Bu kararin amaci bir inanci sorgulamak veya karsi cikmak degildir. Bu inanc ozgurlugune ters duser. Amacimiz dinle bilimi ayirmak, dinin bilime karsi cikmasini engellemek.
Nuray Mert' se "
Her şeyden dini inançları sorumlu tutma anlayışı" diye tutturuyor.

"Yaratılış tezi diyerek olayı genellemek, bu sığ tezler üzerinden, kadim dini düşünce geleneklerini yok saymak, " diyor. Karar net bu sekilde buna karsi ciktigi halde. Ama kendisi abuk subuk orneklerle pozitivizmi yok saymaya calisiyor.

Sonuc olarak okullarda dini felsefelerin bilim diye okutulmamasi kararina karsi tek bir cumle etmeden yaziyi bitiriyor.

Nuray Mert'in sorununa bir baska yazisi isik tutuyor.
Veya mesela halihazırda Papa, fosili görür görmez evrime ikna mı olacak sanıyor?
Kimse Papa'dan evrime inanmasini istemiyor ki. Bilime karismamasini, okullara dini inanclari bilimmis gibi sokmaya calismamasini istiyor. Papa da zaten aynen oyle yapiyor. Evrim teorisi ve inanc birbirine karsi cikmaz diyor. Inananlarin evrimi kabul etmesinde bir sorun yok diyor. Ama Nuray Mert bundan da haberdar degildir elbet.


Çarşamba, Eylül 26, 2007

IQ v e uluslarin zenginligi 2

IQ ve Uluslarin Zenginligi 1

Butun kitabin ozeti olacak grafik iste bu. X ekseninde ulkelerin ortalama IQ'lari, y ekseninde de gercek GSMH'lari var. Benim ilk ilgimi ceken sey en dusuk IQ'ya sahip olan Ekvator Gine. 48 10-14 yasindaki cocukla yapiln IQ testi sonucu bu ulkenin ortalama IQ'su hesaplanmis. Bu kadar kucuk bir orneklemenin istatistiksel degerini zaten geciyorum. Ama bir ulkenin ortalama IQ'su nasil 59 olabilir? Ulkenin %22.5'u 30-50 IQ arasinda demektir. 50 altindaki IQ su anda kullanilmayan eski bilmsel terimiyle embesil gurubuna giriyor ve egitilmesi olanaksiz. Yarisindan cogunun normal bir egitim almak icin kapasitesi yeterli degil. Boyle bir ulke nasil var olabilir? Yazarlar bunu hic mi dusunmemis?

.

1992 yilinda Sahin ve Duzen'in 2277 6-15 yas cocuk uzerinde yaptigi IQ testine gore Turkiye'nin ortalama IQ'su 93 cikmis. Ama bu 1979 yilindaki Ingiltere testlerine gore standardize edildigi icin aradaki 13 yil farktan dolayi 90 olarak duzeltilmis. Bu duzeltme olayini aciklamak gerek.
Ulkelerin ortalama IQ'su her on yilda ortalama olarak 3 puan artiyor. Buna Flynn etkisi deniyor. Bu beslenme sartlarinin iyilesmesine ve egitim olanaklarinin artmasina baglaniyor. Turkiye'deki test Ingiltere'den 13 yol sonra yapildigi icin de bu duzeltme yapiliyor. Bu da bizi kitabin en buyuk cikmazina getiriyor. IQ'yu gelismislik farklarinin kaynagi olarak goruyorlar ama zenginligin IQ'ya olan etkisini yok sayiyorlar. Milli gelir ve IQ arasinda olumlu bir ilski var ama hangisi hangisinin kaynagi bunu gosteremiyorlar. Eger bunu gercekten yapmak isteselerdi gelismisligin IQ uzerindeki etkilerini analizlerinde kontrol etmeye calisirlardi. Mesela bu Flynn etkisi duzeltmesini ters olarak yaparlardi. Turkiye'nin 1992 yilindaki IQ'su 93mus. Atiyorum Ingiltereni 1960 yili GSMH'si Turkiye'nin 1992 yili GSMH'sina esit. O zaman Turkiye'nin IQ su 93+(1979-1960)/10*3=99 olarak hesaplanmali 90 olarak degil. Bu yontem cok dogru bir yontem olmayabilir ama kitaptaki yontemden cok daha iyi. Hesaplamlar bu sekilde yapilsa tabi yazarlar istedikleri sonuclara ulasamazlardi.

Yazarlarin sebep sonuc ilislileri, bagimsiz ve bagimli degiskenler konularinda kafalari cok karisik. Peru ve Uruguay'in milli gelirleri IQlarina oranla cok dusuk cikmis (s 105). Bunun nedenini olarak o ulkelerdeki yuksek enflasyon olarak acikliyorlar!

Asyalilarin IQ'lari cok yuksek olmasina ragmen neden ancak son 15 yilda kalkinmaya basladiklarini aciklayamiyorlar.

Teorilerinden biri de ortlama IQ'nun dusuk oldugu ulkelerde liderlerin IQlarinin da dusuk oldugu ve bu yuzden geri kaldiklari yonunde. Yazarlara gore Lenin Adam Smith'i anlayacak kapasiteye sahip degilmis (s 162)!!!

Bu IQ ve gelismislik konusu gercekten ilginc bir konu. Keske bu konuyu irkciligin kiyisinda gezen, art niyetli iki adam yerine Freakonomics'in yazarlarindan Steven Levitt gibi biri arastirsa.

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Bütün Müslüman kadinlarin basini orttugunu bilmenin güzelliğini yaşıyoruz

Zaman gazetesi Sanatçı Ertuğrul Erkişi ile bir roportaj yapmis. Roportaj su sekilde bitiyor:

"Ramazan'dan sonra oruç tutsanız bile o hoşluğu hissedemiyoruz. Mübarek ayın insana verdiği farklı bir hal var. Bu zannediyorum, toplu halde ibadet etmenin, bütün Müslümanların oruç tuttuğunu hissetmenin verdiği bir güzellik."

Roportaji bu sekilde okusam herhalde takilmaz gecerdim. Ama ben ilk once basligi okudum. Koskoca roportajdan bir cumle cekip elestirmeyi dogru bulmuyorum. Ama o tek cumle baslik olunca takilip kaliyorum:

"Bütün Müslümanların oruç tuttuğunu bilmenin güzelliğini yaşıyoruz"

Butun muslumanlar oruc tutuyor, demek ki tutmayanlar musluman degil. Mahalle baskisindan cok once ulusal gazetelerimizde basliyor baski. Bir de bunun sinsice yapilis sekli daha da rahatsiz edici. Hocaefendileri dinler arasi diyalogu, hosgoruyu pazarlayip duruyor. Obur eliyle de kimin musluman kimin olmadigina karar veriyor.

Bu sinsice tavirlar yerine adam gibi durusu olanlara daha cok saygi duruyorum. Mesela kurantekrehber YunusEmre'yi ve diger TASAVVUFÇULARI PEYGAMBERLERE MÜMİNLERE VE İSLAM DİNİNE SALDIRMAKLA sucluyor
. Ama Zaman tayfasi bir taraftan oruc tutmayanlari muslumandan saymiyor obur taraftan Yunus soylemis ne guzel soylemis zevzekiligine giriyor.

Zaman gazetesinin bir sonraki basligini hazirladim.

Bütün Müslüman kadinlarin basini orttugunu bilmenin güzelliğini yaşıyoruz.

Cuma, Eylül 14, 2007

hirsiza hirsiz diyememek

Hurriyet'ten bir haber:

2003 yılında Konya Selçuk Üniversitesi’nde yaşandı. İddiaya göre, Matematik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Durmuş Bozkurt ile doktora öğrencisi Kerem Yamaç, aynı bölümde çalışan Prof. Dr. Haydar Bulgak ve eşi Dr. Ayşe Bulgak’ın uluslararası bilim dergilerinde yayımlanan iki makalesinden kaynak belirtmeden alıntı yaptı. Bu metinler Applied Mathematics and Computation’da yayımlandi.

Bozkurt'un savunmasi:

Aslında tez konusu [Yamac'in], uzmanlık alanım dışında. Dolayısıyla anlamam mümkün değil. Yine de 6 ay tez danışmanlığı yaptım. Yamaç benden habersiz yayınlar yaptı, tezle ilgili bilgim yoktu.

Bir makalede isminizin gecmesi icin sizin dergiye , bu calismaya onemli katkilarda bulundum ve calismanin butunuyle ilgili sorumluluk kabul ediyorum anlaminda bir yazi imzalayip gondermeniz gerekir. Ornek

Bozkurt'tan habersiz onun ismiyle yayin yapilmasi icin imzasinin taklit edilmesi gerekir. Bozkurt'un Yamac'i dava etmesi Bulgak'lardan da ozur dilemesi gerekirdi. Oyle olmamis. Yani Bozkurt'un ozru kabahatinden buyuk. En iyi ihtimalle hic bir katkisinin olmadigi bir makalede haksiz yere yazar olmus.

Bu olay ortaya cikince ne oluyor peki?

Bu arada Prof. Dr. Bozkurt terfi etti, Ayşe Bulgak’ın ise işine son verildi. İki yıl açıkta kaldı. Mahkeme kararı ile döndü. Nanoteknoloji konusunda uluslararası şöhrete sahip Prof. Dr. Haydar Bulgak, bu olaydan sonra kampus dışına, Seydişehir, Karaman ve Ereğli’yi sürüldü. Ders saatleri azaltıldı, hatta lisans dersleri verilmedi.

Hirsizlari sistemden temizleyemezseniz onlar sizi temizler.

Pazartesi, Eylül 10, 2007

hirsiza hirsiz demek

NTV'den bir haber: Turk fizikcilerin akademik vurgunu ( NTV'ye dogrudan baglanti veremdim. Baska bir baglanti). Got bacak gazetelerimiz Hurriyet ve Milliyet'te bu haber su anda yok.

ODTU'de Mustafa Saltı ve Oktay Aydoğdu adli iki arastirma gorevlisi arXiv.org adli online akademik dergide 22 ayda 40 makale yayinlamislar. Hocalari Ayse Karasu bunlarin yazili ve sozlu sinavlardaki basarisizliklarindan dolayi boyle bir kapasiteye sahip olmadiklarini farketmis. Makalerini incelemis ve hepsinin intihal oldugunu anlamis. Durumu dergiye de bildirmis. Dergi yazilari kaldirmis. ODTU de iki donem okuldan uzaklastirma cezasi vermis. Bu cezaya ODTU'den Doc. Sarioglu'nin yorumu

“Akademik dünyada yapılabilecek en büyük günah ve en büyük suç intihaldir ve bunun cezası dünyanın her yerinde üniversiteden atılmaktır. Dünyanın bütün normal üniversitelerinde bu insanlar kapının önüne konur ve bir daha asla herhangi bir üniversiteden içeri giremez ve herhangi bir üniversiteden maaş alamazlar. Ama bu şahıslar 9 aydır üniversiteden maaş alıyorlar.”

Bence ceza yerindedir. Okuldan atilirlarsa, akademik unvanlari ellerinden alinirsa ileride nasil rektor olurlar?

Bu halti edenler dogal olarak yapabilecekleri tek sey olan sacmalama, ortalik bulandirma islerine basliyorlar. Kisisel husumet, ozel ders, vizir, vizir......

Bu iki adam ODTU'ye 35. madde ile gelmisler. Yani su anda maaslarini Mersin universitesi oduyor. YOK tarafindan ODTU'ye yerlestiriliyorlar. Doktoralari bitince otomatik olarak Mersin Universite'sinde hocaliga baslayacaklar. Vatana millete hayirli olsun.

Uzaklastirma kararini dava edeceklermis.. Hatta arxiv'i de dava edeceklermis. Zor dava ederler. Tabi Amerikan dergisini Turkiye'de dava edebilirler. Yargimiz baska sarlatanlarin istegiyle wordpress'e Turkiye'den ulasimi kapattigi gibi arxiv'e de TR'den ulasimi kapatir biz de oz Turk bilimini yabancilarin "kisisel husumetleri"nden koruruz.

NTV'deki haberden devam

“Biz bir şey çalmadık, sadece atıf yaptık” diyen Aydoğdu, literatürde aynı teknikle yazılmış çok sayıda makale olduğunu da iddia etti.



EK:Bu blog olayi bastan beri takip etmis. Olayin taraflari ile konusmus, yorumlarini yayinlamis (11 Eylul).


Kullandiklari teknigi orneklendirip bu yaziyi klavyeyi kirmadan bitireyim. Gideyim bir dalasayim temiz hava alayim.
Arstechnica'dan

Salti Aydogdu Korunur 2006

1. Introduction
Randall and Sundrum [1, 2] introduced a model that captures some of the essential
features of the dimensional reduction of eleven-dimensional super-gravity proposed by
Ho˜rava andWitten [3, 4]. The second Randall-Sundrum scenario [2] is a five dimensional
anti-de Sitter bulk spacetime with an embedded Minkowski 3-brane where matter fields
Brane-World Black Holes and Energy-Momentum Vector 2
are confined and Newtonian gravity is effectively re-produced at low energies [5]. The
second Randall-Sundrum scenario was generalized to a Friedmann-Robertson-Walker
brane, shoving that the Friedmann equation at high energies gives H2 ∼ ρ2, in contrast
with the general relativistic behavior H2 ∼ ρ [6, 7, 8].


Compos et al 2003

I. INTRODUCTION
...
Randall
and Sundrum [1, 2] proposed a model that captures some
of the essential features of the dimensional reduction of
eleven-dimensional supergravity introduced by Hoˇrava
and Witten [3, 4]. The second Randall-Sundrum (RS2)
scenario [2] is a five-dimensional Anti-de Sitter (AdS5)
“bulk” spacetime with an embedded Minkowski 3-brane
where matter fields are confined and Newtonian gravity
is effectively reproduced at low energies. The RS2 scenario
was generalized to a Friedmann-Robertson-Walker
(FRW) brane, showing that the Friedmann equation at
high energies gives H2 ∼ ρ2, in contrast with the general relativistic
behaviour H2 ∼ ρ [5, 6, 7, 8].

Salti Aydogdu Korunur 2006

3. RELATIVE ENERGY IN TELEPARALLEL GRAVITY
Teleparallel theories, whose basic entities are tetrad fields haμ (a and μ are SO(3,1) and
space-time indices, respectively) have been considered a long time ago by Møller [36]
in connection with attempts to define the energy of the gravitational field. Teleparallel
theories of gravity are defined on Weitzenb¨ock space-time [37], which is endowed with
the affine connection 􀀀
μ = ha∂μha and where the curvature tensor, constructed out
of this connection, vanishes identically. This connection defines a space-time with an
absolute parallelism or teleparallelism of vector fields [38]. In this geometrical framework
the gravitational effects are due to the space-time torsion corresponding to the above
mentioned connection. As remarked by Hehl [39], by considering Einstein’s general
relativity as the best available alternative theory of gravity, its teleparallel equivalent
is the next best one. Therefore it is interesting to perform studies of the spacetime
structure as described by the teleparallel gravity.
The super-potential of Møller’s in teleparallel gravity


Rocha-Neta et al 2003

Teleparallel theories of gravity, whose basic entities are tetrad fields eaμ ( a and μ
are SO(3, 1) and space-time indices, respectively) have been considered long time ago
by Møller [1] in connection with attempts to define the energy of the gravitational field.
Teleparallel theories of gravity are defined on the Weitzenb¨ock space-time [2], which is
endowed with the afinne connection 􀀀
μ = ea∂μea and where the curvature tensor,
constructed out of this connection, vanishes identically. This connection defines a spacetime
with an absolute parallelism or teleparallelism of vector fields [3]. In this geometrical
framework the gravitational effects are due to the space-time torsion corresponding to the
above mentioned connection.

Salı, Ağustos 28, 2007

IQ ve Uluslarin Zenginligi

En son okudugum kitap "IQ and the Wealth of Nations", IQ ve Uluslarin Zenginligi. Richard Lynn ve Tatu Vanhanen adli iki emekli profesorun yazdigi bir kitap. 2002 yilinda yazilan bu kitap cok tartismaya yol acmis. Kitabin ana tezi ulkelerin ekonomik gelirleri arasindaki farkin ulklerdeki ortalama IQ farkiyla aciklanabilecegi. Yazarlar literaturde yayinlanmis verileri derlemisler ve 85 ulkenin IQ'larini ve GSMH'larini karsilastiriyorlar. Kitabin ozeti bu tek grafikle yapilabilir aslinda (Su anda koyamiyorum grafigi yakinda gelecek).

Kitap Kofi Annan'dan bir alinti yapiyor. Intelligence "is one commodity equally distributed among the world's people". Aklin dunya insanlari arasinda esit dagilmis oldugunu soyluyor. Boy, renk, kas yapisi, hastaliklara karsi dayaniklilik insanlar arasinda esit dagilmis degilken aklin insanlar arasinda esit dagildigini nasil varsayabiliyoruz? Bunun icin bilimsel bir dayanak yok. Ama kolelik ve emperyalizm bunun tersi varsayilarak hakli gosterilmeye calisildigi icin Kofi Annan'in varsayimi pek cok insan tarafindan kabul goruyor. Bunun tersi cok kesin bir sekilde ispatlanana kadar bu varsayimi yapmak gayet insancil bir yaklasim.

Kitabin ilk bolumunde ulkeler arasindaki gelismislik farkini aciklayan diger teorilerden bahsediliyor. Ele alinan teorilerden biri Jared Diamond'in Tufek Mikrop ve Celik (Vikipedi'ye baglanti verdim mutluyum sevincliyim oradaki yazi bes satir da olsa) kitabinda ele aldigi cografi farklar. Cografya teorisine bir iki hakli elestiri getirse de dikkatsizce ve gereksiz saldirganca yapilan bir elestiri. Ornegin Diamond zebralarin neden evcillestirilemedigini ozellikle anlatiyor kitabinda ama Lynn ve Tavu hic bir aciklama getirmeden zebranin evcillestirilmemesini karsi bir sav olarak sunabiliyorlar ( Tufek Mikrop ve Celik'i okumayanlar icin pek anlamli bir ornek olmadi bu. Cok guzel bir kitap iste size okumak icin bir neden daha).

Kitap daha sonra IQ'nun insan akli icin iyi bir olcu oldugunu, yuzde sekesen olarak kalitsal oldugunu ve sekiz yasindan sonra degismedigini soyluyor. Bunlarin her biri icin degisik bilimsel yayinlari kanit olarak gosteriyor. Ama buradaki hic bir iddia bilim dunyasinda genel olarak kabul gormus degil hepsi hala aktif arastirma ve tartisma konusu. Tartisma konusu olmayan bilgilerden bahsedeyim. IQ goreceli bir olcu birimi. Bir toplulugun ortalama IQsu 100 standard sapmasi 15 ve normal dagilimli kabul ediliyor. Yani grubun %50si 90-110 arasinda, %95'i 70-130 arasinda. 130dan sonra normal dagilim varsayimi bozuluyor. Uclarda cok daha fazla birey var. 70in altindakilerde zeka geriligi oldugu varsayiliyor. Kitapta Ingiltere 100 olarak kabul ediliyor ve diger ulkelerin IQ'lari bu orana gore hesaplaniyor.

Devami yakinda. Acaba Turklerin ortalama IQ'su kac? dininin-diniinin

IQ ve Uluslarin Zenginligi 2

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

zotero


Yeni bir firefox uzantisi buldum:Zotero. Bibliyografi toplaminiza yardim ediyor. Endnote, Refworks benzeri bir islevi var. Basit bir uzanti degil. Gayet kapsamli. Zaten arkasinda bir kac enstitu, bir muze bir de kutuphane var. Yani birilerinin bos zamaninda yaptigi bir eklenti degil. Bedeva olmasindan baska bir avantaji da tam olarak internet dusunulerek tasarlanmis olmasi. Science Citation Index gibi veritabanlarindan tek tikla kaynaklari kaydedebildiginiz gibi, Amazon veya Google Scholar'dan da kaydedebiliyorsunuz. Bu bakimdan Endnote'tan cok daha iyi. Bir guzelligi de hem Word ile hem de OpenOffice ile beraber calismasi. Veb tarayicimda buyuk bir eklenti istemem diyorsaniz kullanmadiginiz zaman her zaman kapatabilirsiniz. Word'la baglantisi Endnote kadar iyi degil, format secenekleri sinirli, daha eksikleri var ama tez, makale yazip, kaynak gosteriyorsaniz bir bakmanizi tavsiye ederim.

Boylece bir veb servisinden sonra bir de firefox uzantisi tanittim. Bir de iphone yazisi yazarim tam olur.

Pazartesi, Ağustos 20, 2007

derdiyoklar

YouTube'da Babazula dinliyordum. Bir kac kisi ya keske bunlar dugunumde calsa demis. Bir de Derdiyoklar'dan bahsediyor bir kisi. Derdiyoklar 1980lerde Almanya'da muzik yapan bir grup. Genelde dugunlerde calmislar. Tanimlamaya calismiyorum. Su klibi goren pek cok kisi gibi ben de algilamkta zorlandim ilk basta sonra hastasi oldum.




Su blogda Derdiyoklar ile ilgili bilgi var. Yorumlari da okuyun. Bir yerde muhabbete Derdiyoklar'dan Ihsan Guvercin de katiliyor. Su anda Antalya'da bir grubu varmis. O siralarda Almanya'da "diskofolk" yapan Akbabalar, Derdicoklar, Gurbetciler ve Divaneler gibi gruplar da varmis. Youtube'da onlarin da bazi sarkilari var. Derdiyoklar'a yaklasamiyor hic biri ama kostumler ve danslar benziyor. Derdiyoklari boyle bir akimin bir parcasi olarak gorunce o saskinlik biraz azaliyor, anlamak kolaylasiyor. Ama digerleri Derdiyoklari sadece taklit etmis de olabilir. Derdiyoklar'in taklitciler diye de bir parcasi da varmis.

Ben de isterim Babazula calsin, Derdiyoklar calsin dugunumde. Babazula'nin , Derdiyoklar'in kotu bir kopyasi aile faciasina yol acar, ucuncu sayfalara dusurur adami. Hos yanlis bir dugunde kendileri de ayni sonuclara yol acabilir.

Cuma, Ağustos 17, 2007

Gen Bencildir


Richard Dawkins'in Gen Bencildir kitabinin 30 yil ozel baskisini okudum. Cok guzel bir kitap. Bahsettigi konular cok ilginc, anlatimi cok net. Hic bir seyi havada birakmiyor, tikir tikir temiz bir mantik silsilesiyle anlatiyor. Ayrica kitabin ilk baskilarindan sonra gelen elestirileri de sondaki notlarla acikliyor. Bazen su cumleyi yanlis kurmusum aslinda soyle desem daha dogru olurdu gibi aciklamalari da var. 30 sene once yazdigi 360 sayfalik kitabin icindeki bir kac cumleyi duzeltme istegi geri kalaninin ne kadar saglam yazildigini da gosteriyor. Beni de bu kitap hakkinda yazarken geriyor. Dun yazdigim uc satirlik yaziya donsem cumlelerin yarisini degistirmek isterim. Neyse basladik.

Kitap canlilari, davranislarini ve evrimi bencil bir genin bakis acisiyla anlatiyor. Canlilardan hayatta kalma makinalari olarak bahsediyor. Tek amaci kendini cogaltmak olan genlerin yaptigi makinalardan ibaret tum canlilar. Stargate'in kotu yaratiklari "Replicator" dan bir farki yok aslinda diger canlilarin da. Zaten kitaptaki ikinci bolumun ismi de "Replicators". Yani romantik bir kalbin kaldirabilecegi bir kitap degil. Dawkins kitabin girisinde ilk baskilardan sonra gelen bir mektuptan bahsediyor. Mektubu yazan adam kitabi okuduktan sonra depreyona girmis. Hayatta derin bir anlam, ruhsal bir yan bulma gibi tum umutlarini yitirmis.

Dawkins bizim de bir hayatta kalma makinasi oldugumuzu net bir sekilde anlatiyor. Ama aklimiz sayesinde genlerimizin uzerine ciktigimizi da dip not olarak dusuyor. Yani umut var.

Kitap cok basit bencil gen prensibiyle hayvanlar alemdindeki pek cok ilginc davranisi, duzeni, ozellikleri acikliyor. Bocekler, kuslar ozellikle guguk kuslari, baliklar, memeliler, bakterileden yuzlerce ornek veriyor. Disi-erkek, anne-cocuk, kardes, aile, grup, parazit, simbioz iliskilerinin nasil isledigini acikliyor.

Ilk basta ozverili gibi gorunen davranislari birer, birer bencil gen sayesinde acikliyor. Ornegin dusmanini sokup olen bal arisi. Yaptigi aslinda kendi genlerine en faydali davranis. Normal bal arilari uremiyor ureyen sadece kralice. Kovana yaklasan dusmani sokarak kralicede ve kardeslerinde de bulunan genleri icin en iyi seyi yapiyor. En basit ornegi anlattim , uzatmamak ve yuzume gozume bulastirmamak icin, ama cok daha ilginc ornekler var kitapta. Oyun teorisi de sik sik kullaniliyor aciklamalar icin. Evrimsel kararli strateji kavrami da onemli bir yer tutuyor.

Hucrelerdeki mitokondrianin kendi DNAsi oldugunu anlatiyor. Mitokndrianin hucre ile milyonlarca yil suren simbioz bir yasamdan sonra birlesmis olabilecegini soyluyor.

Kitabin gaziyla hep merak ettigim genetik algoritmalarla oynamaya basladik Palet ile beraber.

Perşembe, Ağustos 16, 2007

kuraklik ve yagmur duasi


Zaman gazetesinin kursu kosesinde bir yazi. Yazar ozetini de yapmis

"
ÖZETLE
1- Kaç tane mümin, yüreği hoplayarak "çoluk çocuğumuzu, hayvanlarımızı da yanımıza alalım.. bir hafta sürekli, güneş doğarken çıkıp yağmur duasında bulunalım" dedi? Kaç tane insan bu mevzuda müftülükleri zorladı?
2- Bugün dünyanın pek çok bölgesinde (buna İslam ülkeleri de dahil) İmam Gazali Hazretleri'nin İhya'sında mühlikat (helake sebep olan günahlar) faslı içinde ele aldığı mesavinin bütünü işleniyor.
3- Bence meseleyi götürüp de eriyen buzullara, küresel ısınmaya fatura etmemeli. Evvela fatura edilecek bizler varız, maalesef gaflet içindeyiz. Bin türlü günah işleniyor; ama biz tevbe etmeyi düşünmüyoruz.
4- Bir itikad tashihine ihtiyacımız var. Allah'a inananların Allah'a doğru dürüst inanması lazım. Hele gelin Allah'a bir miktar inanalım, yeniden inanalım. Şu şeklî, sûrî babadan görme, babadan alma inancımızı bir daha gözden geçirelim.
"
Yazinin altinda bir imza yok ama yanda bir fotograf var. Ben de koydum o fotografi. Kuraklik dogal bir olay degil, insanlarin gunahkarliginin cezasi diyor gozu yasli yazarimiz. Dua edelim diyor. Buraya kadar ilginc bir sey yok. Insanligin ilk caglarindan beri felaketler hep insanlarin gunahlarina baglanmistir.

Ama cocugunu, hayvanini alip dua etmek yetmiyor. Muftuluge baski yapmak gerekiyor. Yagmur duasi nasil yapilir bilmiyorum ama Islam'in hic bir sartini yerine getirmek icin bir muftuye veya baska bir devlet memuruna ihtiyac yok. Peki muftulugu zorlamak niye?

Depremin, kurakliktan bir farki yok. O da gunahlardan kaynaklaniyordur. Bir baska Nurcu deprem 28 Subat'tan dolayi oldu demis zaten. Gozu yasli yazarimizin konuyla ilgili ne dedigini aradim ama gunahkarlar bunu kaynagi dedigine rastlayamadim. Fark ne? Politik atmosfer. O zaman yargilaniyordu, kendine uygun bir yer ariyordu, askerlerin suyuna gitmeye calisiyordu. Boyle bir sozun cok tatsiz kacacaginin farkindaydi. Zaten boyle konusanlar dislandi, yadirgandi.

Kurakliklar, yagmur duasi daha populer bir durus. Politik ortam uygun, konusuyor simdi. Yeni bir depremi hep beraber endiseyle bekliyoruz. Yazarimiz da olasi kosullara gore stratejilerini hazirliyordur. Gunahkarlar, inancsizlar, kafirler, tovbe mesajlari mi gelecek, yoksa birlik beraberlik, dinlerin kardesligi, olenlerin ruhlarina rahmet mesajlari mi gelecek o gunun sartlari belirleyecek.

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

Geri geldim!


Dort ay olmus yazmayali. Bu arada bir tez yazdim, savundum. Tasindim, ise basladim. Ama yazmamamin nedeni bunlar degil. 12-13 saatimi okulda gecirdigim zamanlarda bile yaziyordum yazacak bir seyim oldugunda. Hatta daha cok yaziyordum, kafami baska seylerle mesgul etmek icin. Diyecek bir seyim yoktu sanirim ondan yazmadim.

Diyecek bir seylerim birikiyor biraz biraz. Ama oyle birden dalmayayim. Ufak ufak baslayayim.
Librarything diye bir site var. Kitaplarinin katalogunu tutabiliyorsun. Yandaki gibi bloguna koyabiliyorsun. Ama 200'den fazla kitap icin ucretli. O yuzden sadece bundan sonra okuyacagim kitaplari ekleyecegim. Beni bayagi goturur. Onumuzdeki bir kac yazida bu kitaplardan bahsederim herhalde bayagi ilginc hepsi. Bu kitaplar Anna Karenina, Ben Hur falan degil. Biraz daha saga bakiniz.

Cumartesi, Nisan 21, 2007

bloglar ve etik


Yerli ve yabanci pek cok blog takip ediyorum. Biraz sagduyu ile herkesin cok fazla blog takip etmeden de bulabilecegi etik kurallarindan bahsetmek istiyorum. Mesela baska bir blogdan, veya web sitesinden yararlanirsaniz kaynak verirsiniz. Site sahibi yazialrini kopyalamanizi istemezse kopyalamazsiniz. Yaziyi aynen alirsaniz bunu belirtmeniz gerekir. Ben tirnak isaretleri veya baska renkle, fontlar kullanarak yapiyorum. Bazilari kutular aciyor bunun icin. Kisisel bloglar kaynak gosterme isini pek cok yayin organindan daha iyi yapiyor. Blog dunyasi zaten boyle karsilikli verilen kaynaklarla, girilen iletisimle buyuyup bugunku halini aldi. Baska bir nedeni de baglanti vermenin kolayligi.

Bilimsel bir A makalesini okurken B makalesinden bahsedildigini gorurseniz daha sonra kendi yayininizda B makalesini kullanirsaniz ben bunu A'da okumustum demezsiniz. Bloglar bilimsel makalelerden farkli olarak bunu da yapiyor. Cunku pek cok blogun yaptigi sey ozgun bir sey uretmektense bir konuya dikkat cekmek, olan bir seyden haber vermek. Bloglarin uretimi aslinda cektikleri bu dikkat. O uretime saygi duymak gerekli. O yuzden bir blog cok ilginc bir web sitesinden bahsediyorsa ben de o web sitesinin varligindan o blog sayesinde haberdar olduysam "su blog bu web sitesinden bahsediyor ben de cok ilginc buldum o siteyi" derim.

Bir de resim konusu var. O konuda cok ozenli davranmiyor olabilirim. Google'dan resimleri buluyorum ve yazilarima koyuyorum kaynak falan da vermiyorum. Fakat resimleri bilgisayarima indirip ondan sonra bloguma koymuyorum sadece link veriyorum. Resmin uzerine basan biri resmin orjinalinin oldugu web sitesine gidiyor. Kaynak veriyorum aslinda cok acik olmasa da. Bu resim konusu cok basit degil. Mesela Creative Commons'i etraflica ogrensem iyi olur.

Butun bunlardan sonra bir de ilginc blogdan bahsedeyim. Ahmedinecad ile ilgili bir yazi yazmistim. Internette konuyla ilgili tekrar arastirma yaparken bir bloga rastladim. Benim yazimi ufak bir farkla aynen kopyalamis. Ben olayi Ceyda Karan'dan ogrendigimi yazmistim ilk cumlemde, diger blog sadece o ilk cumleyi atlamis. Blogun sahibine eposta attim kaynak belirtmesi gerektigini soyledim. Belirtecektim unutmusum pardon dedi altina kaynak:daginkkafa yazdi. Rica minnet bir de link koydurdum. Benim yazimi aynen aldigini belli edecek bir sey yok ama en azindan benim sayfama bir baglanti var. Sonra bu blogu takip etmeye basladim hatta kendi sayfamdan baglanti bile koydum, ilginc seyler yaziyordu. Sonra bir baska yazimi daha aynen kopyaladigini farkettim. Biraz arastirdim yazilarinin cogu baska bloglardan calinti. Ayni yazarin baska blogundan carpici bir ornek. 24 Mart 2007'de sunu yazmis:

"Bazı arkadaşlarımız bana soracak, Ömer neden internette günlük tutalım ki diye, işte bu tarz diyaloglardan biri ile yazıyı noktalamak istiyorum; Ah aklıma gelmişken Ömer sen neden internette bu kadar açık olarak günlük tutuyorsun ki? - Çünkü kendi gelişimimi takip edebiliyorum, bir süreç olarak gecmişe bakabilicem ileride ve insanlarla paylaşabiliyorum düşüncelerimi..."

Mert Ulas 5 Mart 2007'de ne yazmis bakalim:

"
Bazı arkadaşlarım bana soruyor, Mert neden internette günlük tutuyorsun diye, işte bu tarz diyaloglardan biri ile yazıyı noktalamak istiyorum; - Ah aklıma gelmişken Mert sen neden internette bu kadar açık olarak günlük tutuyorsun ki? - Çünkü kendi gelişimimi takip edebiliyorum, bir süreç olarak gecmişe bakabilicem ileride ve insanlarla paylaşabiliyorum düşüncelerimi..."

Ilk once yazarin lise ogrencisi oldugunu dusunmustum. Bir eposta atayim anlatayim yaptiginin yanlisligini diyordum. Sonra farkettim ki universite mezunu bir adam bu. Beni asar ona bunu anlatmak. Ama tabi Istanbul Universitesi eski rektoru Alemdaroglu koskoca kitabi caliyor, bu adam bir kac blogdan yazi tirtiklamis ne ki!

O kadar etik falan bahsettik bu yazinin resimini de uzun uzun anlatayim. Slashdot araciligiyla Discover'daki bu yazidan haberim oldu. Matthew Hurst'un yaptigi blog alemi haritasi.

Not: Ozellikle bahsettigim bloga link vermedim. Cok merak ederseniz bir google aramasi.

Pazartesi, Mart 26, 2007

Kyoto Protokolu 3


Kyoto Protokolu imzalanmali diye bir yazi gordum. Ohh be dedim. Bunun altina imzami atarim ben de dedim. Yazinin kaynagi Enerji Ekonomisi Dernegi. Dernek akedemisyenlerden ve sektorden kimselerden olusuyor. (Organizasyon sekmesinden gorebilirsiniz uyeleri). Yani gunes ve ruzgar enerjisinin bize yetmeyecegini bilen yetkinlikteki kisilerden.

Imzalayalim ama su sartlarla diyorlar
1)"Türkiye’nin herhangi bir sayısal salım azaltım yükümlülüğü belirlemeden Kyoto Protokolü’ne taraf olmasını"

2)"Türkiye’nin, iktisadi gelişmişlik düzeyi ve emisyon göstergeleri bakımından emisyon sertifikası satan ülke konumunda olması gerektiği gayet açıktır."

Bu iki sart Ek Protokol-1'deki ulkelerle digerlerini ayiran ozellikler. Ek Protokol-1 ulkelerine dahil olmadan imzalayalim diyorlar ozetle (Yazi dogrudan bunu soylemiyor bu iki sarttan benim cikarttigim sonuc bu). Bu sartlarda elbette imzalayalim diyorum ben de.

Isin guzel kismi muzakerelerle bu sartlarin elde edilebilecegini dusunuyorlar. Oyleyse bir an once muzakerelere baslayalim.

Kyoto'yu imzlamanin avantajlarini da siraliyorlar:

"Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne biran önce taraf olması, İkinci Yükümlülük Dönemi için yapılacak müzakere sürecine katılımı ve avantajlı bir konumun elde edilmesini olanaklı kılacak, teknik ve kurumsal altyapının gelişimini sağlayacak, AB ile daha yakın işbirliği sürecine girilebilmesini mümkün kılacacaktır. Bunun yanısıra ülkemizin Kyoto ve/veya AB Salım Ticareti programından yararlanması sözkonusu olabilecektir."

"yenilenebilir enerji projeleri, enerji tasarrufu ve verimliliği projeleri, kojenerasyon projeleri, eski tesislerin rehabilitasyon projeleri gibi ülke kalkınması için önemli ve teknoloji transferi sağlayacak, Temiz Kalkınmaya katkı yapacak yatırımlar ulusal çıkarlar doğrultusunda hayata geçebilecektir."

Baska bir basin aciklamasiyla imzalamanin faydalarini iyice anlatmislar. Tesekkurler!

Cok tehlikeli kimyasal dihidrojen monooksitin yasaklanmasi icin bir kampanya icin bile binlerce imza toplabilirsiniz ama lise kimyasini hatirlayanlarin imzasini almak icin biraz daha ugrasmak gerekir. Tesekkurler Enerji Ekonomisi Dernegi.

Cuma, Mart 23, 2007

Sulukule



ROMANISTANBUL blogundan takip ediyorum olan biteni. Kentsel donusum ismiyle, Istanbul surlarini guzellestirmek amaci altinda Sulukule acil kamulastirilma kapsamina alinmis. Yikilacak tamamen. Yerine Osmanli tipi evler yapilacakmis.

Siteden ve diger okuduklarimdan cingenelerin Istanbul'a 11. yuzyilda geldigini ogrendim. Dunyadaki en cok cingene yasayan ulkelerden birinin Turkiye oldugunu ogrendim. Bandirmali olarak cingenelerin muzigimizdeki kulturumuzdeki yerini hep biliyordum.

ITU'de hoca mimar Korhan Gumus surlari kultur varligi kabul edilen UNESCO kararinin nasil etrafindaki sosyal dokuyu da kapsadigini, bu yikim kararinin nasil irkci oldugunu, bunun sadece evleri degil bir kulturu yoketmeye yonelikoldugunu anlatiyor. Ama beni en etkileyen birbirinden bagimsiz olarak dertlerini anlatmaya calisan bir yasli teyzenin ve bir genc kadinin yakarislariydi. Yikilanin sadece evler olmadigini nasil icten anlatiyordu.

"Devlet milleti yikmasin"

"Bizim semtimiz burasi, bizi yikmasinlar"

Sitedeki videolar (1,2,3) cingenelerin kisa bir tarihini, yikimi ve yoksulluklarini anlatan bir belgeselin parcalari.

Bu da Economist'teki konu ile ilgili yazi.

Salı, Şubat 27, 2007

Kyoto devam

Kyoto protokolu konusunu hala arastiriyorum. Yanlis anladigim bir sey yok gibi gorunuyor. Ogrendiklerimi anlatayim, biraz daha sayi vereyim.

Meksika'nin Ek protokol 1'de (EP1) olmamasinin nedeni imza attigi sirada OECD uyesi olmamasiymis. OECD uyesi olmak Turkiye'yi gelismis ulke yapmadigi icin ben hala bunun EP1'de olmamiz icin bir neden olarak gormuyorum.

Turkiye Kyoto'nun da dahil oldugu Birlesmis Milletler Iklim Degisikligi Cerceve Antlasmasi icin bir rapor hazirlayip Ocak 2007'de sunmus. Cevre Bakanligi sayfasindan ulasilabilir. Turkiye'nin sera gazi envanteri bu raporda bulunuyor.

Ilk once bu rapor icin birkac sey soyleyeyim. Rapor gercekten ilginc bilgiler iceriyor ama biraz inceledikten sonra utandim.
Turkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Birlesmis Milletlere verdigi rapor ozensiz bir odev gibi. Bir suru kisaltma hic bir aciklama yapilmadan kullaniliyor. Birimlerin ne oldugu anlasilmiyor. Palet ile kasip anladigimiz zamanlarda birimlerin mantikli olmadigini birbirini tutmadigini farkettik. Bazi grafikler lise cografya kitabindan taranip eklenmis gibi, dogru durust okunmuyor bile. Raporun Turkcesi de yok. TC'nin Bakanligi kendi sayfasinda Turkcesi olmadan Ingilizce bir rapor yayinliyor. Utandim!

Rapora gore Turkiye'nin es deger C02 cinsinden sera gazi salinimi 1990'da 170 milyon tondan 297 milyon tona cikarak %75 artmis (sayfa 5). Bu rapor BM'in baz aldigi resmi rapor. Kyoto'yu imzala sayfasi ise 357 milyon tona cikarip %110 arttirdigini iddia ediyord Herhangi bir kaynak da gostermiyor. Bir tane sayi vermisler onu da yanlis vermisler sonucuna ulasiyorum ben bundan.

Rapor 276 sayfa. Ilginc seyler okudukca buraya yazacagim. Rapordan bir tablo ile bitireyim. Turkiye'nin 2004 yili C02 ve sera gazi salinimlarinin AB, OECD ve Dunya ile karsilastirilmasi. Turkiye'nin kisi basi C02 salinimi dunya ortalamasini altinda.

Foto not: Oradan burdan fotograflari kopirayt mopirayt anlamam aga diye buraya koyuyorum. Bu sefer bir degisiklik yapip kardesimin cektigi Bandirma Ruzgar gulu fotografini koyuyorum. Ondan da izin aldigimdan falan degil.


CO2 Kisi Basi CO2 Sera Gazi Kisi Basi Sera Gazi

(milyon ton) (ton) (milyon ton) (ton)
AB-15 3,447 9 4,180 10.9
AB-25 4,064 9 4,925 11
OECD 12,780 11.1 NA NA
EP1 14,289 12.2 17,288 14.7
Non-EIT 11,633 13.4 13,855 16
Dunya 24,983 4 NA NA
Turkiye 231,0 3.3 286,3 4.1
































Perşembe, Şubat 22, 2007

Ogretmen Gunlugu

Yan tarafta baglantisi bulunan ogretmen gunlugu adli blogu bir zamandir takip ediyorum. Idealist bir lise cografya ogretmeninin cabalarini anlatiyor. Ogrencilerine gostermek icin butun Istanbul'u dolasip minerallerin pesinden kosmasindan bahsediyor. Ogrencilerini sergilere goturmeye ugrasiyor.

Bugun istifa etmis! Istifa etme nedenininden bahsetmiyor.Korkarim idealist ve muhalif bir ogretmene baska bir cikis birakmamislardir. Uzuldum. Ogrencileri icin uzuldum. Turkiye icin uzuldum. Yolun acik olsun ogretmenim.

Çarşamba, Şubat 21, 2007

Turkiye Kyoto'yu imzala ??

Turkiye Kyoto'yu imzala diye bir kampanya baslatilmis.
http://www.kyotoyuimzala.com/.

Amerika'ya kizip duruyoruz imzalamiyor diye biz de imzalamamisiz. Neden imzalamamisiz diye biraz arastirdim.

Kyoto ulkeleri ikiye ayiriyor. Gelismis ulkeler Ek Protokol 1 (Annex1) grubunda, gelismemis ulkeler non-Annex 1 grubunda.


Ek Protokol 1 grubundaki ulkeler sera gazi uretimlerini 1990 seviyesine gore ortalama %5 duserecekler. Pazarliklara gore kime daha cok dusurecek kimisi biraz arttiracak (mesela Izlanda %10 arttiracak).

Ek Protokol 1 grubunda olmayan ulkeler icin ise bir sinirlama yok. Bunun nedeni de o ulkelerin tarihi olarak kuresel isinma sorununa cok az etki etmis olmalari ve gaz salinimlarinin hala gelismis ulkelere gore cok dusuk olmasi.

Ek Protokol 1 ulkeleri su listede var. Turkiye de o listede. Burada benim kafam karismaya basliyor. Listede 40 ulke var. Hepsi gelismis ulkeler veya eski dogu blogu ulkeleri.

Kisi basina C02 salinimi listesine bakiyorum. Turkiye 2003 yilinda 101. sirada.

Yani kisi basina Turkiye'den daha fazla C02 ureten 60 ulke Ek Protokol-1 de olmadigi halde Turkiye o listede.

Kyoto'yu imzala sayfasi Turkiye OECD'de oldugu icin Ek Protokol 1'de diyor. Ama kisi basina Turkiye'den daha fazla C02 ureten OECD uyesi Meksika o listede degil.

Cin'in kisi basina salinimi da Turkiye'den fazla ve toplam salinimda dunya ikincisi. O da Ek Protokol 1'de degil.

C02 salinimlari icin bir de borsa olusturulacak. Sinirindan daha fazla C02 uretmek isteyen ulkeler sinirinin altinda ureten ulkelerden C02 salinim hakki satin alacak. (Ulke ici borsalar sirketler arasi borsalar falan da var. Biraz dalli budakli) Ek Protokol 1'deki ulkeler bir spesifik projeyle C02 salinimlarini dusururlerse o haklarini satabilecekler. Yani Ek Protokol 1'de olmayan ulkelere genelde kar edecek.

Turkiye dunyada kisi basina C02 salinimi 101. siradayken neden Ek Protokol-1 de? Bu gruptan cikmak icin lobi yapmis basaramamis diyor Kyoto'yu imzala sayfasi.

Bazi ulkelerin 1990 yili kisi basina CO2 salinim miktarlari (metrik ton) su sekilde
ABD 18.9
Kanada 15
Ingiltere 10
Italya 6.9
Turkiye 2.6

Eger Turkiye Kyoto'yu Ek Protokol 1 ulkesi olarak imzalarsa ABD'nin 7de biri Italya'nin 2.6 da biri CO2 salinimini kabul edecek ve daha fazlasi icin para odeyecek. 2003 yili itibariyle kisi basina uretimi bizden fazla olan 60 ulke Ek Protokol 1'de degilken.

Ben birseyleri yanlis mi anladim? Turkiye'ye inanilmaz bir haksizlik yapilmiyor mu? Insanlar neden Turkiye Kyoto'yu imzalasin diyor? Bu islerden anlayan biri varsa anlatsin bana lutfen.