Perşembe, Kasım 30, 2006

Ekonomik Tetikci

John Perkins'in "Confessions of an Economic Hitman" kitabini okudum yakinlarda. Yilllar boyu buyuk bir Amerikan firmasinda calisan Perkins nasil ucuncu dunya ulkelerinin ekonomik kalkinma adi altinda borc batakligina suruklendigini, dogal kaynaklarinin somuruldugunu, birkac kisi zenginlestirilirken, cogunlugun daha da fakirlestigini anlatiyor. Perkins'in isi de ekonomist olarak istatistiklerle, ekonomik teorilerle somurunun alt yapisini olusturmak. Turkiye'de yasayan insanlar icin aslinda cok yeni bilgiler degil. Yazarin ictenligi de bana supheli geldigi icin kitaptan bahsetmeye gerek gormemistim.

Bugun Radikal'de Yigit Bulut'un Cargill ile ilgili yazisini okudum. Uzerine de Mehmet Altan'in ulkeye giren yabanci sermaye miktarinin artmasini Turkiye'nin basina gelen en iyi seymis gibi anlatan yazisini okudum. Kitap aklima geldi hemen tabi. Yabanci sermayeye karsi degilim. Irlanda'ya akan yuksek teknoloji sermayesi keske bize de aksa. Bize gelenler sanki daha cok hak hukuk tanimayan, talancilar. Kanun demiyorum, kanunlar yazida anlatildigi gibi onlara uyduruluyor nasil olsa. Ama dusununce bu yabanci sermaye icin yapilan ozel bir sey degil . Her iktidarin yandaslari icin yaptigi siradan uygulamalardan. Bizi kitapta anlatilan ucuncu dunya ulkelerinden biraz ayiran da bu herhalde. Talaninin cogunu biz kendi basimiza yapiyoruz. Aldigimiz borclar direk yurtdisina geri gitmiyor Turkiye icinde talan ediliyor. Geriye kalanlarla da kor topal ilerliyoruz iste. Sonra gordum ki Yigit Bulut kitap hakkinda da yazmis.

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Atilla Yayla

Atilla Yayla, AKP'nin duzenledigi bir panelde "Kemalizm ilerlemeye degil gerilemeye tekabul eder" dedi. Bir de Ataturk'ten 'bu adam' diye soz etti; Turkiye birbirine girdi. Yeni Asir "HAIN" diye baslik atmis. Medyamizin genel seviyesizliginin, dusuncesizliginin uc bir ornegi. Esas rahatsiz edici olan hoca oldugu Gazi Universitesi'nin tavri. Derslere girmesini engellemisler. Sorusturma acmislar. Rektor "Profesör" unvaninin Yayla'ya kendilerinden önceki yönetim döneminde verildigini soylemis. Yani kendi olsa "Profesor" unvanini vermeyecek. Akademi dunyasindaki politiklesmeyi ne guzel gosteriyor. Islamcilarin, tarikatcilerin guclu oldugu universitelerde de Ataturkculer harcaniyor. Kemal Alemdaroglu gibi baskalarinin kitaplarini calanlar da rektor oluyor. Arada olan bilime oluyor.

Boyle yasakci, olcusuz tepkisel davranislar sadece demokrasiye zarar vermiyor, hic haketmeyen insanlardan da demokrasi kahramanlari yaratiyor. Mesela "MHP ve 'ülkücü hareket', 1960-1980 arasi yillarda, 'Soguk Savas'in tetikledigi marksist siddet eylemlerine karsi millî birligi ve toplumun güvenligini saglamaya çalismis; bu yüzden haksiz yere anarsinin taraflarindan biri olarak gösterilmis ve yipratilarak... " diyebilen yuzsuz Hasan Celal Guzel bugun Radikal'de bir kose sahibi. Iki yazisindan birinde nasil fikirleri icin savastigini ve hapis yattigini anlatabiliyor. Orhan Pamuk'u mahkemeye cikarip dunyaca unlu demokrasi kahramani yaptik. Ozgur basinin, muhalefetin dusmani Adnan Menderes'i asip anit mezar sahibi yaptik.

Bence Turkiye'deki tum Ataturkcuyum, Kemalistim diyenler, ozellikle de akedemisyenler Atilla Yayla'nin su cagrisina uymali, ifade ozgurlugune sahip cikmali. Bunu demokrasi icin oldugu kadar kendi fikirleri icin de yapmalilar. Cunku karsit fikirleri yasatilmayan fikirlerin degeri her zaman suphe altindadir.

Cumartesi, Kasım 18, 2006

Ve Ermeni Diasporası konuştu

Ece Temelkuran Radikal'de yeni bir yazi dizisi yapiyor: "Ve Ermeni Diasporasi konustu". Cok guzel konularda yazi dizileri yapiyor. Daha once de Latin Amerika'nin varoslari ile ilgili bir yazi dizisi cok hosuma gitmisti. E.T' in normal gazete yazilarini ise genelde okuyamiyorum, yogun edebi dili rahatsiz ediyor beni. Eminim seveni coktur o yazilarin da.

Yazi dizisinin ismi Diaspora konustu. Konusmustur eminim ki ama E.T.'den pek yer kalmamis onlara. Gazetedeki yazilarin yarisindan cogu yazarin pek edebi yorumlari, aciklamalari ile dolu. Kendi kose yazilarinda istedigi gibi yazsin ama roportaj yaparken biraz daha geri plana cekilmesini, roportaj yaptigi insanlarin dediklerine daha cok yer vermesini beklerdim. Neyse herseye ragmen merakla izliyorum yazi dizisini. Ilk dort yazinin baglantisi asagida.

1 2 3 4

Salı, Kasım 14, 2006

Amerika'da belgeselcilik

Iki ay once History Channel'da "The Ottoman Empire: The War Machine", "Savas Makinesi Osmanli Imparatorlugu" adli bir belgeselin yayinlanacagi duyuruldu. Yayin gunu oturduk beklemeye basladik. Program cikmadi. Satisa cikacak olan DVD satistan kaldirildi. Bir ay sonra Ermeni Soykirimini anlatan bir kisim eklenip ancak gosterime sunuldu. Neyse konu bu degil. Belgeseli sonunda seyrettik. Gayet guzel bir belgeseldi. Tarafsiz oldugunu da dusunuyorum mesela yenicerilerin nasil zorla ailelerinden devsirildigini de anlatti, saglanan imkanlardan dolayi bazilarinin cocuklarini nasil devsirme olmasi icin ugrastigini da.

Osmanli tarihi uzerinde uzman, dunyanin dort bir tarafindan tarihciler odalarinda sira sira kitaplarinin onunde konustular. Turkiye'den tek bir tarihci konustu. Fatih universitesinden genc bir hoca. Butun konusmalar surlar onunde yapilmisti. Diger tarihciler Osmanli'nin devlet yapisi felsefesi gibi konulari anlatirken Turk tarihci Ulubatli Hasan turunden yari hikaye yari mit olaylari anlatti.

Benim acayip sinirlerimi bozdu bu durum. Turkiye'de Osmanli tarihini
Ulubatli Hasan seviyesinden aciklamaya calisan tarihci yok mudur? Arabana sar. Bu konusan tarihci onlardan miydi? Bilmiyorum. Belki onlardan, belki sadece bir ara gaza gelmis anlatmis belgeselciler de tutmuslar onu koymuslar. Turkiye'de cok daha tecrubeli, akli basinda, bilimsel yayinlari guclu tarihciler yok mu? Elbette var. Ama akilli adam kontenjani yurtdisindan doldurulmus bize de masalci dede kontenjani kalmis. Iste Turkiye imaji boyle olusuyor. Olusturuluyor.

Perşembe, Kasım 09, 2006

Liberal olamiyorum

GeleneK blogunda Atilla Yayla'nin bir tartisma programinda verdigi ozgurluk dersini izledim. Gercekten ders vermis. Ben kendimi ozgurluklerden yana bir kisi olarak tanimlamaya calisiyorum. Atilla Yayla gibi dusunmek istiyorum. Ama turban konusuna gelince basaramiyorum

Ortadaki sozde tartismalarin cogu bana da abes geliyor. Ninelerimizn basortusu-turban, siyasal simge-degil, hatta kamusal alan tartismalari bile benim cok ilgimi cekmiyor. Sonucta hangi nedenden olursa olsun birileri basini ortup universiteye girmek istiyor ve bu yasaklaniyor.

Kisisel ozgurluk olarak dusunulunce, universitede turban kesinlikle serbest birakilmali isteyen istedigini giyer. Lisede'de serbest birakilmali haliyle. Simdi seslerini duymuyoruz ama basortusu zulmune ugrayan ilkokul cocuklarini dusunuyorum.Islami kurallar acisindan universite ile ilkogretimin farki yok, basin ortulmesi ergenlikten sonra zorunlu. Burada durum daha da vahim cunku ilkogretim zorunlu. Olay egitim hakkini elinden almak degil zorla dininin gerekliliklerini engellemek. Esas zulum bence bu.

Giyim ozgurlugu olarak dusunulunce carsafin turbandan herhangi bir farki yok. Turbanin oldugu yerde o da olmali. Pece kisiyi tanimayi engelledigi icin biraz karisik onu hemen kabul edemiyorum.

Bazilari baslarinin acik olmasini istemedigi icin kizlarini okula gondermiyor. Okullarda bir baslarini kapayabilseler... Neyse o konuyu hallettik.

Bazilari erkeklerle yanyana oturdugu icin kizlarini okula gondermek istemiyor. Devletin okulunda haremlik selamlik oturulmaz tabi. Ama ozel sektorun onunu kesmemek lazim. Herkes okulunda istedigi duzende oturur.

Bazen yazimin tonu ironik olsa da olaya sirf ozgurlukler penceresinden bakabilsem, olmasini kabul edecegim durumlar bunlar. Ama ben olayi bir guc mucadelesi olarak goruyorum. Dinin toplumda egemen olmasini isteyenlerle buna karsi cikanlar arasinda. Yukaridaki saydiklarimin hepsi tek tek olsa bile bu mucadele bitmeyecek. Gecen yazimda ABD'yi anlattim. Bu ozgurluklerin hepsi var ama mucadele devam ediyor.Turkiye'deki Anayasa mahkemesi kararlari, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi kararlari, televizyondaki abuk subuk tartismalar hep bunun bir parcasi.Laik kesim kanundan, mahkemeden, askerden yana guclu olsa da halk gozunde gucunu kaybediyor gibi geliyor bana.

Turban giyme ozgurlugunden yana oldugumdan falan degil ama turban konusunun bu buyuk guc savasinin sadece bir muharebesi oldugunu dusundugumden, belki de serbest birakmak gerekli diye dusunmeye basladim. Cunku halka karsi savasmak uzun surede surdurulebilir bir sey degil. Bir sonraki konuda, halkin daha buyuk bir kesiminin desteginin alinabilecegini umuyorum. Universite'de turbana izin verildikten sonra Islamcilarin bir sonraki hedefe daha guclu, daha enerjik, daha buyuk bir momentumla gitmesi beni korkutuyor. Ama savunma refleksinin amacini unutmus, nasirlasmis bir baski halinde devam etmesi de korkutuyor. Universitede turbani yasaklayan duzenin, 301lerden kurtulmasini da beklemem bosuna. Ama "Ilkokullarda carsafi yasaklayan duzenin 301'lerden kurtulmasini beklemek bosuna" diye bir cumleyi de bir gun yazmaktan korkuyorum. Bunaliyorum...

Not: ABD'de devlet binalarinda 10 emir kaynadi. Ama Evrim konusuna donecegim kesin.

Perşembe, Kasım 02, 2006

Amerika'da Irtica

Dinler tarih boyunca toplum duzenini kontrol etmeye calistilar. Bu dinin dogasinda vardir. Eger hata yapmayan tanrinin, mutlak kurallari elinizdeyse toplumun bu kurallara gore islemesini istemek normaldir. Bu kontrol savasi ABD'de de devam ediyor. Basbakanimiz'in cocuklarindan, buraya kacip gelen Fethullah Gulen'e kadar Islami kesimden pek cok kisi Amerika'nin laiklik sistemini cok seviyor. Amerika'daki laiklik anlayisinin bizdekinden farkini anlatan su yazi guzel bir giris. Ben buradaki catismalardan kisa bir ozet geceyim dedim.

Kurtaj: Kadin haklari hareketiyle beraber 1960'lardan itibaren cesitli eyaletler kurtaji serbest birakiliyor. 1973'te Amerikan Yuksek Mahkemesi (Roe vs Wade) eyaletlerin kurtaji yasaklamasini anayasaya aykiri buluyor ve kurtaj tum eyaletlerde serbest birakiliyor. Bugun eyaletler kurtaji yasaklayamiyor ama zorlastirmak icin cesitli kanunlar gecirmeye calisiyor. Bu kanunlar mahkemeden mahkemeye gidiyor bazisi kabul ediliyor bazisi red. Kurtajin elbette kanunlarla duzenlenmesini gerekiyor. Ama burada olay, spermle yumurta birlestiginde ruhun olustugunu dusunenlerin kadinin vucuduna hukmetmeye calismasi.

Embriyo Kok hucreleri: Embriyodaki kok hucreler vucuttaki diger tum hucrelere donusebileceginden inanilmaz bir potansiyele sahipler. Bu ozelliklerinden dolayi pek cok hastaliga care olabilirler. Bu hucrelerin kaynagi ne? Cocugu olmayan bir cift yapay dollenme icin gittiginde basari sansi dusuk oldugu icin sadece bir degil bir suru yumurta dolleniyor. Bir kismi ana rahmine yerlestiriliyor gerisi kaliyor. Kalan ne? Bir tabak icerisinde gozle gorulmeyecek kadar kucuk hucreler. Bu hucreleri atabilirsiniz veya insanliga yardim icin kullanabilirsiniz. Bu konu da tabiki hassas, cok ciddi bir sekilde etik olarak kontrol edilmesi gerekiyor. Amerika'daki dinciler embriyo kutsaldir dokunulmaz diyor.

Dogum kontrolu: Hristiyanlar dogum kontrolune de karsi. Amerika'da dogum kontrolunu engelleyecek kadar guclu degiller, simdilik bu konuda birsey yapmiyorlar. Ama Amerika Afrika'da AIDS'le savasan STO'lardan prezervatif dagitanlarina para vermiyor. Seks yapmayin diyenlere para veriyor. Ve insanlar oluyor.

Bitmiyor. Akilli tasarim, resmi binalarda 10 emrin sergilenmesi de bir dahaki sefere.