Çarşamba, Aralık 13, 2006

Avrupa'da ölümlerin başlıca sebebi alkol

Finlandiya'da yapilan yeni bir arastirma alkolun Finlandiya'da bir numarali olum sebebi oldugunu gostermis. Gercekten carpici bir haber. Zaman da bunu su baslikla haber yapmis.
Avrupa'da ölümlerin başlıca sebebi alkol. Haberin icinde boyle bir iddia yok, sadece baslik yalan. Isin ilginci ayni gazetenin ingilizce versiyonunda haberin basligi dogru. Finlandiya'da olumlerin baslica sebebi alkol . Yani ozensizlikten gelen bir hata degil. Ne halt ettiklerini biliyorlar. Haberin ne oldugunu, nasil sekilde verilmesi gerektigini de biliyorlar. Ama bize cok goruyorlar. Ayni Avrupa'dan donen zehirli, curuk mallarin ic piyasaya surulmesi gibi evrensel gazetecilik standartlarinda verilemeyen yalan basliklari donup bize kakaliyorlar. Onlarin kurtarmasina ihtiyaci olmayan muslumanligi kurtarmaya calisirken ahlaklarindan da oluyorlar.

Zaman'in yalan haberlerinden daha once de bahsetmistim. Neden Zaman Gazetesi ile bu kadar cok ilgileniyorum? Cunku sadece Islamci gazeteler icinde degil, tum gazeteler icinde kaliteli bir gazete. Zaman bile en basit habercilik etigine sahip olamiyorsa diger gazeteler kimbilir ne haldedir?

Perşembe, Kasım 30, 2006

Ekonomik Tetikci

John Perkins'in "Confessions of an Economic Hitman" kitabini okudum yakinlarda. Yilllar boyu buyuk bir Amerikan firmasinda calisan Perkins nasil ucuncu dunya ulkelerinin ekonomik kalkinma adi altinda borc batakligina suruklendigini, dogal kaynaklarinin somuruldugunu, birkac kisi zenginlestirilirken, cogunlugun daha da fakirlestigini anlatiyor. Perkins'in isi de ekonomist olarak istatistiklerle, ekonomik teorilerle somurunun alt yapisini olusturmak. Turkiye'de yasayan insanlar icin aslinda cok yeni bilgiler degil. Yazarin ictenligi de bana supheli geldigi icin kitaptan bahsetmeye gerek gormemistim.

Bugun Radikal'de Yigit Bulut'un Cargill ile ilgili yazisini okudum. Uzerine de Mehmet Altan'in ulkeye giren yabanci sermaye miktarinin artmasini Turkiye'nin basina gelen en iyi seymis gibi anlatan yazisini okudum. Kitap aklima geldi hemen tabi. Yabanci sermayeye karsi degilim. Irlanda'ya akan yuksek teknoloji sermayesi keske bize de aksa. Bize gelenler sanki daha cok hak hukuk tanimayan, talancilar. Kanun demiyorum, kanunlar yazida anlatildigi gibi onlara uyduruluyor nasil olsa. Ama dusununce bu yabanci sermaye icin yapilan ozel bir sey degil . Her iktidarin yandaslari icin yaptigi siradan uygulamalardan. Bizi kitapta anlatilan ucuncu dunya ulkelerinden biraz ayiran da bu herhalde. Talaninin cogunu biz kendi basimiza yapiyoruz. Aldigimiz borclar direk yurtdisina geri gitmiyor Turkiye icinde talan ediliyor. Geriye kalanlarla da kor topal ilerliyoruz iste. Sonra gordum ki Yigit Bulut kitap hakkinda da yazmis.

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Atilla Yayla

Atilla Yayla, AKP'nin duzenledigi bir panelde "Kemalizm ilerlemeye degil gerilemeye tekabul eder" dedi. Bir de Ataturk'ten 'bu adam' diye soz etti; Turkiye birbirine girdi. Yeni Asir "HAIN" diye baslik atmis. Medyamizin genel seviyesizliginin, dusuncesizliginin uc bir ornegi. Esas rahatsiz edici olan hoca oldugu Gazi Universitesi'nin tavri. Derslere girmesini engellemisler. Sorusturma acmislar. Rektor "Profesör" unvaninin Yayla'ya kendilerinden önceki yönetim döneminde verildigini soylemis. Yani kendi olsa "Profesor" unvanini vermeyecek. Akademi dunyasindaki politiklesmeyi ne guzel gosteriyor. Islamcilarin, tarikatcilerin guclu oldugu universitelerde de Ataturkculer harcaniyor. Kemal Alemdaroglu gibi baskalarinin kitaplarini calanlar da rektor oluyor. Arada olan bilime oluyor.

Boyle yasakci, olcusuz tepkisel davranislar sadece demokrasiye zarar vermiyor, hic haketmeyen insanlardan da demokrasi kahramanlari yaratiyor. Mesela "MHP ve 'ülkücü hareket', 1960-1980 arasi yillarda, 'Soguk Savas'in tetikledigi marksist siddet eylemlerine karsi millî birligi ve toplumun güvenligini saglamaya çalismis; bu yüzden haksiz yere anarsinin taraflarindan biri olarak gösterilmis ve yipratilarak... " diyebilen yuzsuz Hasan Celal Guzel bugun Radikal'de bir kose sahibi. Iki yazisindan birinde nasil fikirleri icin savastigini ve hapis yattigini anlatabiliyor. Orhan Pamuk'u mahkemeye cikarip dunyaca unlu demokrasi kahramani yaptik. Ozgur basinin, muhalefetin dusmani Adnan Menderes'i asip anit mezar sahibi yaptik.

Bence Turkiye'deki tum Ataturkcuyum, Kemalistim diyenler, ozellikle de akedemisyenler Atilla Yayla'nin su cagrisina uymali, ifade ozgurlugune sahip cikmali. Bunu demokrasi icin oldugu kadar kendi fikirleri icin de yapmalilar. Cunku karsit fikirleri yasatilmayan fikirlerin degeri her zaman suphe altindadir.

Cumartesi, Kasım 18, 2006

Ve Ermeni Diasporası konuştu

Ece Temelkuran Radikal'de yeni bir yazi dizisi yapiyor: "Ve Ermeni Diasporasi konustu". Cok guzel konularda yazi dizileri yapiyor. Daha once de Latin Amerika'nin varoslari ile ilgili bir yazi dizisi cok hosuma gitmisti. E.T' in normal gazete yazilarini ise genelde okuyamiyorum, yogun edebi dili rahatsiz ediyor beni. Eminim seveni coktur o yazilarin da.

Yazi dizisinin ismi Diaspora konustu. Konusmustur eminim ki ama E.T.'den pek yer kalmamis onlara. Gazetedeki yazilarin yarisindan cogu yazarin pek edebi yorumlari, aciklamalari ile dolu. Kendi kose yazilarinda istedigi gibi yazsin ama roportaj yaparken biraz daha geri plana cekilmesini, roportaj yaptigi insanlarin dediklerine daha cok yer vermesini beklerdim. Neyse herseye ragmen merakla izliyorum yazi dizisini. Ilk dort yazinin baglantisi asagida.

1 2 3 4

Salı, Kasım 14, 2006

Amerika'da belgeselcilik

Iki ay once History Channel'da "The Ottoman Empire: The War Machine", "Savas Makinesi Osmanli Imparatorlugu" adli bir belgeselin yayinlanacagi duyuruldu. Yayin gunu oturduk beklemeye basladik. Program cikmadi. Satisa cikacak olan DVD satistan kaldirildi. Bir ay sonra Ermeni Soykirimini anlatan bir kisim eklenip ancak gosterime sunuldu. Neyse konu bu degil. Belgeseli sonunda seyrettik. Gayet guzel bir belgeseldi. Tarafsiz oldugunu da dusunuyorum mesela yenicerilerin nasil zorla ailelerinden devsirildigini de anlatti, saglanan imkanlardan dolayi bazilarinin cocuklarini nasil devsirme olmasi icin ugrastigini da.

Osmanli tarihi uzerinde uzman, dunyanin dort bir tarafindan tarihciler odalarinda sira sira kitaplarinin onunde konustular. Turkiye'den tek bir tarihci konustu. Fatih universitesinden genc bir hoca. Butun konusmalar surlar onunde yapilmisti. Diger tarihciler Osmanli'nin devlet yapisi felsefesi gibi konulari anlatirken Turk tarihci Ulubatli Hasan turunden yari hikaye yari mit olaylari anlatti.

Benim acayip sinirlerimi bozdu bu durum. Turkiye'de Osmanli tarihini
Ulubatli Hasan seviyesinden aciklamaya calisan tarihci yok mudur? Arabana sar. Bu konusan tarihci onlardan miydi? Bilmiyorum. Belki onlardan, belki sadece bir ara gaza gelmis anlatmis belgeselciler de tutmuslar onu koymuslar. Turkiye'de cok daha tecrubeli, akli basinda, bilimsel yayinlari guclu tarihciler yok mu? Elbette var. Ama akilli adam kontenjani yurtdisindan doldurulmus bize de masalci dede kontenjani kalmis. Iste Turkiye imaji boyle olusuyor. Olusturuluyor.

Perşembe, Kasım 09, 2006

Liberal olamiyorum

GeleneK blogunda Atilla Yayla'nin bir tartisma programinda verdigi ozgurluk dersini izledim. Gercekten ders vermis. Ben kendimi ozgurluklerden yana bir kisi olarak tanimlamaya calisiyorum. Atilla Yayla gibi dusunmek istiyorum. Ama turban konusuna gelince basaramiyorum

Ortadaki sozde tartismalarin cogu bana da abes geliyor. Ninelerimizn basortusu-turban, siyasal simge-degil, hatta kamusal alan tartismalari bile benim cok ilgimi cekmiyor. Sonucta hangi nedenden olursa olsun birileri basini ortup universiteye girmek istiyor ve bu yasaklaniyor.

Kisisel ozgurluk olarak dusunulunce, universitede turban kesinlikle serbest birakilmali isteyen istedigini giyer. Lisede'de serbest birakilmali haliyle. Simdi seslerini duymuyoruz ama basortusu zulmune ugrayan ilkokul cocuklarini dusunuyorum.Islami kurallar acisindan universite ile ilkogretimin farki yok, basin ortulmesi ergenlikten sonra zorunlu. Burada durum daha da vahim cunku ilkogretim zorunlu. Olay egitim hakkini elinden almak degil zorla dininin gerekliliklerini engellemek. Esas zulum bence bu.

Giyim ozgurlugu olarak dusunulunce carsafin turbandan herhangi bir farki yok. Turbanin oldugu yerde o da olmali. Pece kisiyi tanimayi engelledigi icin biraz karisik onu hemen kabul edemiyorum.

Bazilari baslarinin acik olmasini istemedigi icin kizlarini okula gondermiyor. Okullarda bir baslarini kapayabilseler... Neyse o konuyu hallettik.

Bazilari erkeklerle yanyana oturdugu icin kizlarini okula gondermek istemiyor. Devletin okulunda haremlik selamlik oturulmaz tabi. Ama ozel sektorun onunu kesmemek lazim. Herkes okulunda istedigi duzende oturur.

Bazen yazimin tonu ironik olsa da olaya sirf ozgurlukler penceresinden bakabilsem, olmasini kabul edecegim durumlar bunlar. Ama ben olayi bir guc mucadelesi olarak goruyorum. Dinin toplumda egemen olmasini isteyenlerle buna karsi cikanlar arasinda. Yukaridaki saydiklarimin hepsi tek tek olsa bile bu mucadele bitmeyecek. Gecen yazimda ABD'yi anlattim. Bu ozgurluklerin hepsi var ama mucadele devam ediyor.Turkiye'deki Anayasa mahkemesi kararlari, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi kararlari, televizyondaki abuk subuk tartismalar hep bunun bir parcasi.Laik kesim kanundan, mahkemeden, askerden yana guclu olsa da halk gozunde gucunu kaybediyor gibi geliyor bana.

Turban giyme ozgurlugunden yana oldugumdan falan degil ama turban konusunun bu buyuk guc savasinin sadece bir muharebesi oldugunu dusundugumden, belki de serbest birakmak gerekli diye dusunmeye basladim. Cunku halka karsi savasmak uzun surede surdurulebilir bir sey degil. Bir sonraki konuda, halkin daha buyuk bir kesiminin desteginin alinabilecegini umuyorum. Universite'de turbana izin verildikten sonra Islamcilarin bir sonraki hedefe daha guclu, daha enerjik, daha buyuk bir momentumla gitmesi beni korkutuyor. Ama savunma refleksinin amacini unutmus, nasirlasmis bir baski halinde devam etmesi de korkutuyor. Universitede turbani yasaklayan duzenin, 301lerden kurtulmasini da beklemem bosuna. Ama "Ilkokullarda carsafi yasaklayan duzenin 301'lerden kurtulmasini beklemek bosuna" diye bir cumleyi de bir gun yazmaktan korkuyorum. Bunaliyorum...

Not: ABD'de devlet binalarinda 10 emir kaynadi. Ama Evrim konusuna donecegim kesin.

Perşembe, Kasım 02, 2006

Amerika'da Irtica

Dinler tarih boyunca toplum duzenini kontrol etmeye calistilar. Bu dinin dogasinda vardir. Eger hata yapmayan tanrinin, mutlak kurallari elinizdeyse toplumun bu kurallara gore islemesini istemek normaldir. Bu kontrol savasi ABD'de de devam ediyor. Basbakanimiz'in cocuklarindan, buraya kacip gelen Fethullah Gulen'e kadar Islami kesimden pek cok kisi Amerika'nin laiklik sistemini cok seviyor. Amerika'daki laiklik anlayisinin bizdekinden farkini anlatan su yazi guzel bir giris. Ben buradaki catismalardan kisa bir ozet geceyim dedim.

Kurtaj: Kadin haklari hareketiyle beraber 1960'lardan itibaren cesitli eyaletler kurtaji serbest birakiliyor. 1973'te Amerikan Yuksek Mahkemesi (Roe vs Wade) eyaletlerin kurtaji yasaklamasini anayasaya aykiri buluyor ve kurtaj tum eyaletlerde serbest birakiliyor. Bugun eyaletler kurtaji yasaklayamiyor ama zorlastirmak icin cesitli kanunlar gecirmeye calisiyor. Bu kanunlar mahkemeden mahkemeye gidiyor bazisi kabul ediliyor bazisi red. Kurtajin elbette kanunlarla duzenlenmesini gerekiyor. Ama burada olay, spermle yumurta birlestiginde ruhun olustugunu dusunenlerin kadinin vucuduna hukmetmeye calismasi.

Embriyo Kok hucreleri: Embriyodaki kok hucreler vucuttaki diger tum hucrelere donusebileceginden inanilmaz bir potansiyele sahipler. Bu ozelliklerinden dolayi pek cok hastaliga care olabilirler. Bu hucrelerin kaynagi ne? Cocugu olmayan bir cift yapay dollenme icin gittiginde basari sansi dusuk oldugu icin sadece bir degil bir suru yumurta dolleniyor. Bir kismi ana rahmine yerlestiriliyor gerisi kaliyor. Kalan ne? Bir tabak icerisinde gozle gorulmeyecek kadar kucuk hucreler. Bu hucreleri atabilirsiniz veya insanliga yardim icin kullanabilirsiniz. Bu konu da tabiki hassas, cok ciddi bir sekilde etik olarak kontrol edilmesi gerekiyor. Amerika'daki dinciler embriyo kutsaldir dokunulmaz diyor.

Dogum kontrolu: Hristiyanlar dogum kontrolune de karsi. Amerika'da dogum kontrolunu engelleyecek kadar guclu degiller, simdilik bu konuda birsey yapmiyorlar. Ama Amerika Afrika'da AIDS'le savasan STO'lardan prezervatif dagitanlarina para vermiyor. Seks yapmayin diyenlere para veriyor. Ve insanlar oluyor.

Bitmiyor. Akilli tasarim, resmi binalarda 10 emrin sergilenmesi de bir dahaki sefere.

Pazartesi, Ekim 30, 2006

israil'i 'haritadan silen' Ahmedinecad değil, Batı medyası

Ceyda Karan bugun yazdi. Iran Cumhurbaskani Ahmenicad su meshur Israil haritadan silinmeli, Yahudi soykirimi bir mit sozlerini aslinda hic soylememis. Iddialarin orjinal kaynagi burda.

Bati medyasi tarafli, sozleri saptirmaya egilimli de, bu kadar da olmaz ki. Yani bu Filistin Lubnan meseleleri gibi cok karisik bir mesele degil ki bazi taraflari atlansin bazilari one cikarilsin. Adam bir tane konusma yapmis. Sozler bu kadar carpitilmaz ki. Tamam bati medyasi carpitti da Iran neden bagira cagira gercegi anlatmaya calismadi? Ben Iran'in da buna goz yumdugunu, bundan bir cikari oldugunu dusunuyorum. Iran istese olaya bir aciklik getirirdi. Fox News da gormesek de en azindan merak edenler ogrenirdi. Belki Iran bir taraftan asiri uclarin destegini almak, ileride de Ahmedinecad'in sozlerini duzeltme sansini elinde tutmak istiyor.

Cuma, Ekim 27, 2006

Ermeni soykirimi/sorunu devam

Radikal'de Subat ayinda Ertugrul Mavioglu guzel bir yazi dizisi yapmis. Kacirmisim.
Devlet tezini anlatanlar disinda olen Ermeni sayisi 600 bin 1.5 milyon arasinda veriliyor. Cogu kisi bunu isimlendirmekle ugrasmayalim ne oldugunu anlayalim diyor. Karsi cikilacak bir taraf gormuyorum. Soru simdi ne yapmamiz gerekli kismina geliyor.

Birinci sirada elbette ozgur tartisma ortami geliyor. Herkes fikrini hapis, mahkeme korkusu olmadan soyleyebilmeli. Ermeni
konferansi zor da olsa yapildi. Orhan Pamuk beraat etti. Ama Hrant Dink ceza aldi. Yine de herseye ragmen durum iyiye gidiyor demek istiyorum.

Hrant Dink olaya degisik bir yaklasim getiriyor. Turklere evlatlik verilen, musluman olan Ermeniler'den bahsediyor:
Biraz da kalanlar üzerinden konuşalım. Bakalım kalanlar ne yaşamışlar. Kalanlar üzerinden gidersek belki de birbirimizi daha iyi anlayabileceğiz. Belki herkese bir Ermeni akraba bulamayacağız ama insani öyküler bizi birbirimize daha yakınlaştıracak."

Diger bir konu Ermenistan ile iliskiler. Sinirimizi acalim. Iliskileri guclendirelim deniyor. Ama Ermenistan ile tek sorunumuz Ermeni soykirimi degil. Ermenistan Azerbeycan'in %15'ini isgal altinda tutuyor. Ve biz sinirimizi bu isgalden sonra kapattik.

Ermenistan'da kucuk koalisyon ortagi olan Dashnak partisinin amaclarinin ilk maddesi:
Sinirlari Sevr anlasmasiyla belirlendigi sekilde Dogu Anadolu'yu, Nahcivan'i ve Karabag'i kapsayan buyuk Ermenistan devletini kurmak. Not: Karabag su anda Ermenistan tarafindan isgal altinda tutulan bolgelerden biri. Dashnak partisi Ermenistan'da %20 den az oy alan asiri bir parti cok onemli degil diyelim. Ermenistan devleti ne diyor?

Turkiye 1921 Kars antlasmasiyla SSCB'ye Batum'u veriyor karsiliginda Kars ve Ardahan'i aliyor. Ermenistan onlarla sinirimizi tanimlayan bu antlasmayi tanimiyor. Sinirimiz acikken de Ermenistan bu antlasmayi kabul etmiyordu yine acilabilir elbette. Ama sinirlari acalim iliskileri duzeltelim demekle bitmiyor. Ayhan Aktar T diyor ki :
Türkiye bu konuda çok ciddi bir fırsatı 1990'larda kaçırdı. Demirel-İnönü koalisyonu sırasında Ter Petrosyan Ermenistan'ın lideriydi. Türkiye ile uzlaşma istiyordu. O dönemde hükümeti Ermenistan ile uzlaşmazlık konusunda ikna eden dışişleri bürokratlarının bugün yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum. Bunun Halk Bankası'nın içini hortumlamaktan daha büyük bir suç oluşturduğuna inanıyorum. Çünkü onlar, Türkiye'nin Batı dünyası ile ilişkilerine mayın döşediler. Bu, affedilemez bir şeydir.

Petrosyan ilimli bir liderdi ve antlasma sansimiz vardi ama Azerbeycan'la olan savas da vardi. Azerbeycan'a cok fazla odun verdigi icin iktidardan dustu. O treni kacirdik. Su an Azerbeycan ile iliskileri bozmadan Ermenistan ile iliskileri cok fazla ilerletmek mumkun degil gibi geliyor bana.

bitmez...


Perşembe, Ekim 26, 2006

Kotu cocuk Turk

Nuray Mert demis. Ne guzel demis. Kotu cocuk Turk

"Aydın dediğiniz, tabii ki kalabalıkların dediğini demez, tam tersine ona çok ters gelen şeyleri söyleyebilir, kanıksanmış kalıp ve baskılar ancak böyle sarsılır. Ancak, söyledikleriniz alışılmadık da olsa, vicdanlarda bir karşılığı varsa, kalabalıkları evvel ahir dönüştürme şansınız olabilir. Toplumun gözünde 'vicdan' oluşturmayı başaramayan aydınların toplumları dönüştürme şansı yok."

Uc arkadas bir araya geldigimizde biz de kalabaliklarin lincciliginden, demokrasi kulturunden uzakligindan bahsedip duruyoruz. Orhan Pamuk meselesinde el yordamiyla da olsa "kalabaliklar"in vicdanini dert ettigimi dusundum. Hosuma gitti.

Salı, Ekim 24, 2006

Soykirim

Soykirim hukuki bir terim olarak Birlesmis Milletler Genel Kurulu tarafindan 1948'te kabul edilmis. Vikipedi'den: Bu maddeye göre soykırım, bir milletin, etnik, dini bir grubun veya bir ırkın tamamını veya bir bölümünü yok etmek amaçlı yapılan aşağıdaki davranışlardır:

(a) Grup üyelerini öldürmek;
(b) Grup üyelerine ciddi fiziki veya zihinsel zarar vermek;
(c) Grup üyelerinin yaşam şartlarına, grubu fiziksel olarak yok etme amaçlı zarar vermek;
(d) Grupdaki doğumları kasıtlı olarak engellemek
(e) Grubun çocuklarını zorla başka bir gruba transfer etmek

Daha once Ermeni soykirimindan bahsederken Ermeni cocuklari icin kurulan yetimhaneleri soykrima karsi bir kanit olarak gormustum. Cocuklar gonullu olarak yetimhanelere birakilmis. Ama insanlarin cocuklarini yetimhanelerine birakacak ortami yaratmak zorla birakmak ile ayni sonucu veriyor.

Baska ilginc seyler de ogrendim. SSCB tanimin politik goruslere de genisletilmesini engellemis. Stalin'i o gunlerden on gormusler herhalde. ABD'de ancak 1988'de kabul etmis ama bir sartla kendisi kendi kabul ettigi durumlar disinda muaf olursa. Yani ABD soykirim yapma "hakkini" sakli tutuyor.

Soykirim herkesin aklina Yahudi soykirimi imgesini getiriyor. O yuzden kabul etmek gercekten zor. Oysa yukaridaki tanima gore cok daha kapsamli. Ama Ermeniler ozellikle bu ikisini bir gostermeye calisiyor. Vikipedi'de tehcir sirasindaki her Osmanli kurumuna karsilik gelen bir Nazi kurumundan bahsediliyor. Zorlama bir benzerlik ortaya konmaya calisiliyor.

Belki de soykirim mi degil mi sorusuna saplanmamak lazim. Ne oldugunu anlamak gerekli. Sonra da ne yapmak gerektigini dusunmek.

Cuma, Ekim 20, 2006

Komsu

Tepede sagdaki next e basinca komsu bloga gidiyosunuz. Ben bastim http://ombrenelbuio.blogspot.com a gittim. Ama bu sanal alemde komsular da sanal. Her bastiginda baska bir yere gidiyosun. Ben blogspotcu abilere desem bakin bizde ev alma komsu al diye bir atasozu bile var. Bi guzellik yapin komsumu degistirmeyin desem dinlerler mi beni?

Perşembe, Ekim 19, 2006

Moleschino.org

moleschino.org diye bir platform var. Yeni kesfettim, hemen sevdim. Herkese de acik. Ben de bir seyler yazmak istiyorum oraya bir gun.

Ermeni soykirimi / sorunu

Dert basligi yazarken basliyor. Basligi yazarken bile bir taraf tutmus oluyorsunuz. Pek cok konu gibi bu da taraflarina, takimlarina, fanatiklerine ayrilmis durumda.

Ermeni konusu ozellikle Amerika'da yasayan her Turk gencinin karsisina cikan bir konu. Esas Ermeniler Turkleri oldurdu, goc sirasinda olenler de o zamanin sartlarinin kotulugunden oldu deyip gecemezseniz de oturup dusunmeniz gereken bir konu. Ote yandan da pek cok Ermeni gibi kimlik tanimimin bir parcasi degil bir konu. Hayatimi harciyacagim, web sitereli yapacagim forumlarda tartisacagim bir sey degil. Tarihci degilim. Tarihi belgeleri arastirip inceleyip sonuca varacak birikime ve zamana sahip degilim. Turkum, sonucta yorumlarimi Turkler lehine yapacagim. O yuzden Ermeni sayfalarinda bulunan belgelere bakayim dedim. Onlarin belge secerkenki subjektifligi benim yorumlarkenki subjektifligime biraz set ceker diye.

Armenian Genocide diye arandiginda Google'da ilk cikan sayfa. http://www.armenian-genocide.org

Ilk basta ciktigina gore Ermeni tezlerini savunan onemli sayfalardan biri. Buradaki belgeler kismini inceliyorum.
http://www.armenian-genocide.org/sampledocs.html

Birinci Belge:

Appeal from the Catholicos of the Armenian Church to protect Armenians. April 27, 1915.

Ermeni Kilisesinin "Cathalicos" unun yazisi. Savasci olmayan Ermeniler'in katledilmemesi icin yardim istiyor.

Buradan 2 onemli bilgi var. 1 Ermeni halk olduruluyor. 2 Savasci Ermeniler de var.
Bu savasci Ermeniler Osmanli askerleriyle savasiyor olabilir veya Musluman halki olduruyor olabilir.

Ikinci Belge:

Report on the deportation of Armenians from Zeitun, July 21, 1915

Beyrut Amerikan Konsoloslugunun yazisi.

Ilk basta hangi bolgelerdeki Ermenilerin nerelere gonderildigini sayilarla anlatiyor.

Zorunlu gocun hangi kanuna gore yapildigini soyluyor:

"The following is the text of the Government order covering the case. Art. 2nd. "The Commanders of the Army, of independent army corps and of divisions may, in case of military necessity and in case they suspect espionage or treason, send away, either or in mass, the inhabitants of villages and towns, and install them in other places.""

Ordu komutanlari askeri zorunluluktan veya casusluktan, ihanetten suphelenirlerse sehir ve kasabalarin tum nufusunu zorunlu goce tabi tutabilirler.

Devami:

"The orders of Commanders may have been reasonably humane, but the execution of them has been for the most part unnecessarily harsh, and in many cases accompanied by horrible brutality to women and children, to the sick and the aged.

As to subsistence, there has been a great difference in different places. In some places the Government has fed them, in some places it has permitted the inhabitants to feed them. In some places it has neither fed them nor permitted others to do so. There has been much hunger, thirst and sickness and some real starvation, and death."


Emirler insani olmasina ragmen uygulanislari cogu yerde gereksiz sekilde sert, bir suru durumda kadin cocuk hastalara karsi korkunc zalimlikerle dolu.

Bakimlarina gelince bazi durumlarda devlet onlari beslemis, bazi yerlerde halkin beslemesine izin vermis, baz durumlarda ikisini de yapmamis. Ayni belgede yapilan zulumlere de ornekler veriliyor.

Sonuc: Savas sartlarinda insani olan emirlerle zorunlu goce tabi tutulmuslar. Bazi durumlarda sag salim varmislar. Bazen de zulumle karsilasmislar, oldurulmusler. Goc yollarinda da yerel halk (Kurtler ve Turkler) da Ermenilere yemek vermis beslemis.

Baska Belge: Report on the treatment of Armenian children in Trebizond, July 20, 1915

Bu belgede Trabzondaki Ermenilerin goce tabi oldugunu soyluyor. Ama ailelerin isterlerse 1o yasina kadar olan oglanlarini, 15 yasina kadar olan kizlarini yetimhanelere birakabildiginini anlatiyor. Bu yetimhanelerin basinda da Ermeni kadin ve kizlar var ve Turk Jandarmalari tarafindan korunuyorlar.

Diger belgelerde bu resmi degisterecek cok farkli birsey yok. Bir de gercekte belge olmayan eski tarihli yorumlar var. Mesela bir baska belgede (Reflections on the role of Talaat Pasha in the Armenian Genocide, September 7, 1921) Talat Pasa olduruldugunde, Suriye Amerikan buyukelcisi onun icin 1 milyon Ermeninin olumuden sorumlu diyor. Tabi bunun nasil bir belge degeri var anliyamadim. Buyukelcinin yorumu veya inandigi sey bu ama ortada bir belge yok.

Ermeni tezini savunan en onemli sitelerden birindeki belgelere baktim. Bunlarin Ermeni teslerini destekleyecek sekilde cimbizla cekildigini dusunmek cok kotu bir varsayim olmaz. Bunlardan ne ogrendim.

  • Verilen emirlerin zorunlu gocu kapsadigini ama katliami veya oldurmeyi soylemedigini.
  • Pek cok Ermeninin bu zorunlu goc sirasinda direk veya dolayli olarak zulme ugradigini olduruldugunu.
  • Savasan Ermeni cetelerin varligini.
Olaya Ermeni belgelerinden bakiyorum. Soykirim olarak tanimlanacak bir sey goremiyorum. Yahudi soykirimi ile karsilastirilacak bir sey hic goremiyorum. Tabi bu yapilanlarin hos gorulebilecegi anlamina gelmiyor. Sistematik olarak olmasa da Osmanli ordulari kendi vatandasi olan Ermenileri oldurmus, zulmetmis. Zorunlu goc o gunun sartlarinin getirdigi bir gereklilik olabilir ama sartlarin gerekliliginden cok fazla Ermeninin olduruldugu kesin.

Sayilara hic girmedim bir sonuca vardim. Ama hersey sayilara dayaniyor. Verilen emirler ne kadar insani olursa olsun Ermeniler in yuzde doksani oldurulmusse soykirimi dusunmek gerekir. Ama ucte biri olmusse zulumden katliamdan bahsedilse bile soykirim denemez diye dusunuyorum. Bu sayma isi cetrefilli bir is. Bugun Irak'ta kac kisi oldugune dair bile cesitli kaynaklar cesitli sayilar veriyor. 90 sene onceki olaylardaki sayilari bulmak hic kolay birsey degil. Ben su ana kadar Ermeniler'in cogunlugunun olduruldugune dair kanitlar gormedim. Bunlari gorene kadar soykirimi kabul etmeyecegim. Ama yasanan trajediyi de yok saymayacagim.

Ermeniler 1.5 milyon Ermeni olduruldu diyor sayiyi arttirdikca arttiriyor. Turkiye nasil olur o kadar Ermeni nufusu yoktu diyor. Toplam olen insan sayisini ve nufusu azaltmaya calisiyor. Bence toplam olen insan sayisindan cok, oran daha onemli soykirim konusunda bir sonuca varabilmek icin. Tabi iki taraftaki toplam nufus miktari konusundaki tartismanin dayandigi yer tamamen baska. Ermenilerin toprak talep etmeleriyle ilgili.

Tabi su ana kadar sadece zorunlu goce baktim. Zorunlu gocun niye gerektigi, Ermeni cetelerin ne yaptigi, Ruslarin Fransizlarin rolleri konularina hic girmedim. Onlar baska bir gunun konusu. Bugunku Ermeni sorunu, iki tarafataki tek tarafli bakis da yine daha baska bir seferin konusu. Yani bu bitecek bir konu degil.

Salı, Ekim 17, 2006

Insanlar cift yaratilirmis

Runaway Jury filmini seyrederken erkek yargic karakterinin bir kadin aktriste cok benzedigini dusundum. Aktorun ismini bulmak kolay oldu. Ama aktrist bir kardesi yokmus. Aradim kadini da buldum. Fotograflari asagida. Bu fotograflarda cok benzemiyorlar ama benim gibi dusunen baska biri daha varmis: baglanti. Hatta butun 5 sayfa birbirine benzeyen unlulerle dolu. O sayfayi gorunce ne bos bir isle ugrastigimi anladim. Neyse. Sagolasin internet. Her garip fikri destekleyecek birilerini bulabiliyorsun.
______Bruce McGill__________ Tyne Daly



Pazartesi, Ekim 16, 2006

Vatanlar ve hainleri

Uye oldugum eposta gruplarinin birinde 1915 ten bahsederken Ermeniler icin birileri vatan haini dedi. Garip geldi bana. Ama Osmanli'ya karsi savasan Osmanli vatandasi Ermeniler vatan haini tanimina tam olarak uyuyor. Ama ben vatan haini Yunanlilar, vatan haini Bulgarlar, Romenler Sirplar sozlerini hic duymadim. Neden? Cunku onlar kazandi. Osmanli dan ayrildilar, kendi vatanlarini kurdular, vatan kahramani oldular. Bugun hicbir Turk Osmanli'ya karsi savasan bir Yunanli icin vatan haini sozunu kullanmaz. Ermeniler kaybetti ve vatan haini kaldilar. Eger Ermeniler kazansaydi heralde Kurtulus savasi da baslamadan biterdi. Mustafa Kemal diye de bir vatan haininden bahsederdi bir ulkenin kitaplari insanlari heralde. Tam tersi oldu ve ona zamaninda hain diyenler simdi ders kitaplarinda hain olarak aniliyorlar.

Turklerdeki Araplar a karsi olan burukluk, hainlik denmese de arkadan vurdular laflari da bununla ilgili sanirim. Osmanli'ya karsi savasip bagimsizliklarini kazansalardi bugun bunu daha rahat sindirirdik. Ama onun yerine Ingilizler'in ve Fransizlar'in egemenligine girmis olmalari onlar icin arkadan vurdular dememize neden oluyor.

Cuma, Ekim 13, 2006

Bilim adamlarından evrime büyük darbe


Bu Zaman gazetesi'nin 4-10-06 traihli bir haberinden. Okuyunca acaip kizmistim blog yazmaya niyetlenmeme sebeplerden biri.
"
Almanya’da yapılan bir araştırma, insan ile maymun arasındaki farkın evrim teorisi ile açıklanamayacağını gösterdi. Time dergisinde yayınlanan habere göre, Max Planck Enstitüsü uzmanları, insanlar ile maymunlarda bulunan benzer genlerin bile çok önemli farklılıklar taşıdığını tespit etti. Time dergisinin bu hafta kapağına taşıdığı ve geniş yer ayırdığı bu araştırmaya göre, insanda ve maymunda FOXP2 isimli bir gen bulunuyor. Gen aynı olmasına rağmen aminoasit diziliminin farklı olması insanların konuşma yeteneğini geliştirmesini sağlıyor. Uzmanlar bu küçük farkın evrim teorisi ile açıklanamayacağı görüşünde birleşiyor. Haberin devamında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki dini grupların açıklamalarına yer veriliyor. Bilim adamlarının evrim teorisinin genlerle ispatlanamayacağı görüşüne sahip çıkan gruplar, “Bu gelişme insanların maymunlardan farklı olduğunu ve evrim sürecinde gelişmediğini gösterdi. Dünyayı yaratan Zat’ın insanları farklı tasarladığını kanıtladı.” diyor
"

Tamam evrim teorisine karsisiniz. Gordugunuz her seyi buna yormaya calisacaksiniz, bu da tamam. Bir kose yazisinda bilimadamlarinin buldugu bulgulari kendi gorusunuze gore yorumlamaya calisabilirsiniz. Ama bu dupeduz yalan haber.

"Uzmanlar bu küçük farkın evrim teorisi ile açıklanamayacağı görüşünde birleşiyor."

Uzmanlar bu konuda birlesmiyorlar. Uzmanlar kim zaten. Halk diyor ki gibi birsey zaten bu. Gazetelerin kuyruklu yalan atacagi zaman kullandiklari sozler: halk diyor ki, uzmanlar birlesip demis ki. Kim demis hangi halk, hangi uzman?

Bir tane tirnak icinde gercek alinti yapmislar. Kimden? Amerika'daki dini gruplardan.

foxp2 max planck ve language diye aradigimda karsima su makale cikti google da. Eski bir makale bu. neyse zaten ikisi arasindaki farki anlayabilecegimi sanmiyorum
http://adsabs.harvard.edu/abs/2002Natur.418..869E

Bu konuda calisan bilim adamlari hangi bolumde?
Max Planck Institute for Evolutionary Anthropology
Evrimsel Antropoloji.
Bunlar mi yukarida bahsedilen uzmanlar?

Dini inancin insani ahlakli kilmasi gerekmiyor mu? Bilimsel verileri gormemezlikten gelebilirsin. Ama dupeduz yalan soylerken nerede senin dinin nerede senin ahlakin?

Orhan Pamuk Nobel aldi

Orhan Pamuk'un cogu kitabini zevkle okudum. "Turk milleti asildir soykirim yapmaz" (resim 7) diye dusunen biri de degilim. Ama amasi var iste. Ama icimde bir huzursuzluk olmadan gururlanamiyorum.

Orhan Pamuk edebiyat adami olarak Nobel'i haketti mi? Bence kesinlikle evet. Peki Ermeni soykirimi konusunda bu cikisi olmasaydi Nobel'i alabilir miydi? Bence hayir. Nobel edebiyat odulleri gayet politik. Gecen sene odulu kazanan Harold Pinter bakmak bile fikir veriyor insana. O zaman sevinmistim tabi Harold Pinter'i hic okumadigim halde. Buraya kadar bir sorun yok. Orhan Pamuk'un edebiyati gibi politik durusu da Nobel komitesinin hosuna gitmis odulu ona vermisler. Beni rahatsiz eden Orhan Pamuk'un politik durusu degil. Dogru durust bir durusunun olmamasi.

Ne dedi Orhan Pamuk?
"Thirty thousand Kurds and a million Armenians were killed in these lands and nobody but me dares to talk about it".

Bu topraklarda 30 bin Kurt ve 1 milyon Ermeni olduruldu, benden baska bunun hakkinda konusmaya cesaret eden yok.

Sayisi 1 milyon mu bilmiyorum ama bu topraklarda cok fazla Ermeni'nin olduruldugunu ben de dusunuyorum. PKK'nin kurulusundan beri olen toplam asker, terorist, halk toplam sayi 30.000. Eski Kurt isyanlarini katarsan bu sayi 30 bin'i de asar heralde.

Benden baska bunun hakkinda konusmaya cesaret eden yok. Insaf. Bu ulkede bunlari konusan bir suru insan var. Bu fikirleri yuzunden hapislerde yatan bir suru insan var. Adam kalkmis BEN diyor. O konusmayi yapmadan once Turkiye'de Ermeni soykirimini savunan en onemli 10 kisininn icine girer miydin onu bile bilmiyorum.

Peki bu konusmayi kime yapti? Isvicre gazetesi Das Magazine'e. Bu da beni rahatsiz ediyor. Sana Turkiye'de mkrofon uzatan mi yoktu? Bunu burada soyledi de yazmadilar mi? Amaci Turkiye'nin bu sorunlariyla yuzlesmesini saglamak ise neden Isvicre'de konusuyor?

Nobel odulu adayligindan sonra yapilan bu aciklamayi maalesef ben ictenlikle degil Nobel'i almak icin soylenmis olarak algiliyorum.

Nobel'i aldiktan sonra CNN'e konusmus. Turkiye ve dunya politikasindan bahsediyor sonra Fransa'nin inkar yasasini sorduklarinda politika konusmak istemiyorum diyor. Sonra NTV'de Fransa'nin yaptigi yanlis demis. Kac para eder? Ermeni konusunda soylediklerinden dolayi Turkiye'de yargilanmis biri olarak Fransa'nin yaptigini CNN'de yerden yere vurmazsan NTV'de dedigin in ne onemi var.
NTV'ye bunu soyleyen adam zaten cok. Pire icin yorgan yakmayalim demis. Bence de yakmayalim ama dediginin bir agirligi olmasi icin CNN'de agzina acip 2 kelime birsey demesi lazim Fransa'ya. Bu cok karisik bir konu falan da degil. Onun yargilandigin 301 den pek farki olmayan bir kanun.

Orhan Pamuk entellektuel durustlugu olmayan bir yazar maalesef.

Bir sanatci veya bilimadaminin devletinin cikarlarini savunmak gibi bir gorevi kesinlikle yoktur. Tam tersine elestirmek gorevidir. Kendisini uluslar ustu goruyorsa halkinin cikarlarini bile savunmasi zorunlu degildir. Ama Orhan Pamuk bu odulu Turk edebiyati ve Turkiye adina aldigini soyluyor. Oyleyse halkinin haklari saldiriya ugradiginda ve butun dunya onu dinlediginde halkinin haklarini savunmali. Savunmali ki Turkiye'ye gelip elestirilerini yaptiginda dinlenmeye deger gorulsun.

Beni bu Nobel ile ilgili rahatsiz eden tek sey Orhan Pamuk'un bana durust gelmeyen tavri mi. Degil maalesef. Batinin Ermeni meselesi'ne butun bakis acisi beni rahatsiz ediyor. O da bir dahaki sefere.

isimsiz

Kafami toplamaya calisiyorum. Dunya gorusum var elbette. Ama her konuda hemen bir fikrim olmuyo. Okuyorum, konusuyorum fikirlerim degisiyor. Bu degisiklikleri takip etmek icin de guzel bi yer burasi.

Isimsiz yazacagim buraya. Hayatimi yazarak kazanmiyorum. Politikaya girmeyi dusunmuyorum. Insanlarin fikirlerini degistirmeye calismiyorum. Yani ismimin burada olmasi bana bir avantaj getirmeyecek. Ote yandan birilerini rahatsiz edecek fikirlerim. Kizdiracak bazilarini. Bu insanlarla olan iliskimi bu sayfayi kapattigimda kesebilmeyi istiyorum.

Neyse yazayim bakalim. Burayi okuyanlarin sayisi 3e ciktiginda bu konuya tekrar donerim kesin.