Pazar, Temmuz 19, 2009

Sigara yasagi



Turkiye'de kapali alanlarda sigara icme yasagi basladi. Sanirim yasayi cogunluk destekliyor. Karsi cikanlar da olaya ozgurlukler acisindan bakiyor. Kimi yasaklari fasistlik olarak goruyor, kimi de yakinda ickinin de yasaklanacagini dusunuyor. Karsi cikanlarin cozumu mekanlarin sigara icilen, icilmeyen olarak ikiye ayrilmasi ve cok iyi havalandirma sistemleri.

Ben isci sagligini korudugu icin yasak taraftariyim. Mekanlar ikiye de uce de ayrilsa orada birileri hizmet etmek zorunda. Calisanlarin sagligini korumak devletin gorevi. Isteyen calisir istemeyen calismaz diyemeyiz. Nasil "isciler de kot taslama isinde calismasinlar, tersanelerde olmek istemiyorlarsa baska is bulsanlar" demedigimiz gibi.

Bazi Avrupa ulkelerinde sahibinden baska calisani olmayan barlar ve kafelerde yasak uygulanmiyor. Turkiye gibi kayit disi istihdamin yuzde elliye yaklastigi bir yerde bunu da yapamayiz. Bu is yeri sahiplerinin iscileri sigortasiz calistirmasi icin bir neden daha olur.

Turkiye'ye gidip barlarda derin bir nefes almayi heyecanla bekliyorum. Belki sonra da kapinin onune cikip bir keyif sigarasi da icerim. Eminim kapi onu muhabbetleri pek koyu olur.

OHHHHH...

Pazartesi, Kasım 05, 2007

Sehit olamayan sekiz asker



Esir alinan sekiz asker sag salim donduler. Ben cok mutlu oldum. Bu sekiz askerin hangi sartlarda ne sekilde esir alindigini bilmiyoruz. TSK'nin teslim olma ile ilgili kurallari nedir? Bu askerler bu kurallar dahilinde mi teslim olmus yoksa olmamalari gereken bir durumda mi teslim olmus ordu arastiriyordur. Arastirmanin sonuclarini ve gercekten ne oldugunu sade vatandaslar olarak hic bir zaman ogrenebilecegimizi dusunmuyorum. Belki tamamen kurallar icinde davrandilar, belki kacirildilar, belki ne yapmalari gerektigini hic ogrenmemislerdi.

Adalet bakanimiz Mehmet Ali Sahin demis ki: "Bu askerlerin operasyonla ilgili o gece, bu terörislerle birlikte gitmiş olmasını içime sindiremiyorum. Bir Türk askerinin birkaç tane çapulcuyla birlikte gitmiş olması beni üzdü. Bizim askerimiz, bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken gerektiğinde her an şehit olmaya hazır olmalıdır. Askerlerin ailelerinin yanlarına dönmesiyle aileleri mutlu oldu ama benim içimde bir ukde kalmıştı bunu beyan ettim"

Gitmeseydiniz, olseydiniz buyurmus bakanimiz. Madem olmediniz savci ve
yargic olarak sizi onursuzluga mahkum ediyorum. Baskalarinin cocuklarina ol demek ne kadar kolay.

Yildirim Turker askerler serbest birakilmadan once demisti ki:
PKK kaynakları, alçaklık stratejisi uyarınca bu gençlerin kendilerine katılacağı yolunda iddialarda bulunarak onların geleceğini, ailelerinin güvenliğini tehlikeye atıyor.

PKK'nin biraktigi yerden bakanimiz devam ediyor.


Salı, Ekim 09, 2007

Budalalik

Nuray Mert sevdigim ve ilgiyle takip ettigim kose yazarlarindan biri. Saglam durusunu ve gruplasmalardan uzak bagimsiz tavrini takdir ediyorum. Pek cok fikrine katilmiyorum ama yazdiklarini ilgi ve merakla okuyabiliyorum. Ama evrim konusuna gelince tam anlamiyla cuvalliyor. Daha once de bu konuda basarisiz yazilari olmustu ama son yazisi tam bir felaket :Bilim budalaligi.

Amerika'dan ithal akilli tasarimcilarin Avrupa'da da boy gostermeye baslamasi nedeniyle Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi akilli tasarimin bilim gibi gosterilip bilim derslerine sokulmasina karsi bir karar almis. Konsey Radikal'in basliginda belirttigi gibi yaratilis teorileri insan haklarina karsi demese de akilli tasarimin bilim adi altinda okullara girmesini konseyin temel degerlerine karsi bir tehdit olarak goruyor. En azindan egitim hakkini azalttigi kesin. Radikal'in basliklari zorlama olmus. Nuray Mert basliklari mi Konsey'in kararini mi elestiriyor cok acik degil ama cok vahim hatalar, saptirmalar yapiyor. "Bilim.... Varoluşla ilgili soruların cevabını vermez, veremez. Bu, felsefe, yani spekülasyonun alanıdır. Bu alanda fikir yürütülür, hiçbir şey ispat edilmez, doğrulanıp, çürütülemez. Evrim teorisi de, adından da anlaşılacağı gibi bir 'teori'dir, yani varsayımdır. Teoriler bir yere kadar, bilimsel gelişmelere zemin oluşturabilir, nihai sorulara gelince teoriler varsayım sınırında kalır. " Bilimin varolusla ilgili sorulari cevaplamaya calismaz ,bu konuda herkes anlasiyor. Ondan sonra sacmalama kismi basliyor. Evrim teorisinden bahsedeceksen bir zahmet et teori ne demekmis ogren. Bilimsel anlamdaki teoriyle, gunluk konusma agzindaki teorinin farki neymis bir arastir.

Vikipedi den:

"Kuram
veya teori, sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünüdür.
Kuram kavramlaştırmaya yönelik olarak, değişkenler arasındaki ilişkiyi basit ve anlaşılır bir biçimde ifade etmek amacıyla birleştirilimiş tanımlar, örgütlendirilmiş gözlemler, koşullar ve ilkeler bütünüdür.
Bilimde kullanıldığı anlamıyla kuram, çok sayıda doğal gözlemi birbirine bağlayan bir gerçekler ve açıklamalar bütünüdür. Bir tahmin veya hipotez değildir. Kuantum kuramı, Görelilik kuramı, Evrim kuramı gibi birçok kuram, günümüz bilim çevrelerinde yaygın olarak kabul gören, az sayıda prensiple çok sayıda gözlemi birleştiren ve açıklayan kavramlar ve açıklamalar bütünüdür. Şu an deneme aşamasında olan, ve bir gün yeteri kadar denendiklerinde kanun konumuna yükselecek olan tahminler değildir."

Bu kadar cehaletle nasil bu kadar cok fikir uretilebilir! Sonra saptirma kismi geliyor.
Konuyla ilgili ilgisiz sosyal Darwinism, cinayeti haklilastirmak, Ashley tedavisi, Hindistan'da kiz cocuklarinin kurtaji gibi konulardan bahsediyor sonra da "
Pozitivist dar kafalılığın insanlığı ne tür sorunlarla karşı karşıya getirdiğini, güncel örneklerle çok iyi kavrayabileceğimiz bir çağda yaşıyoruz." diyor. Sanki bahsettigi seylerin pozitivizmle bir ilgisi varmis gibi yapiyor.

Konsey kararinin ilk cumlesi diyor ki
Bu kararin amaci bir inanci sorgulamak veya karsi cikmak degildir. Bu inanc ozgurlugune ters duser. Amacimiz dinle bilimi ayirmak, dinin bilime karsi cikmasini engellemek.
Nuray Mert' se "
Her şeyden dini inançları sorumlu tutma anlayışı" diye tutturuyor.

"Yaratılış tezi diyerek olayı genellemek, bu sığ tezler üzerinden, kadim dini düşünce geleneklerini yok saymak, " diyor. Karar net bu sekilde buna karsi ciktigi halde. Ama kendisi abuk subuk orneklerle pozitivizmi yok saymaya calisiyor.

Sonuc olarak okullarda dini felsefelerin bilim diye okutulmamasi kararina karsi tek bir cumle etmeden yaziyi bitiriyor.

Nuray Mert'in sorununa bir baska yazisi isik tutuyor.
Veya mesela halihazırda Papa, fosili görür görmez evrime ikna mı olacak sanıyor?
Kimse Papa'dan evrime inanmasini istemiyor ki. Bilime karismamasini, okullara dini inanclari bilimmis gibi sokmaya calismamasini istiyor. Papa da zaten aynen oyle yapiyor. Evrim teorisi ve inanc birbirine karsi cikmaz diyor. Inananlarin evrimi kabul etmesinde bir sorun yok diyor. Ama Nuray Mert bundan da haberdar degildir elbet.


Çarşamba, Eylül 26, 2007

IQ v e uluslarin zenginligi 2

IQ ve Uluslarin Zenginligi 1

Butun kitabin ozeti olacak grafik iste bu. X ekseninde ulkelerin ortalama IQ'lari, y ekseninde de gercek GSMH'lari var. Benim ilk ilgimi ceken sey en dusuk IQ'ya sahip olan Ekvator Gine. 48 10-14 yasindaki cocukla yapiln IQ testi sonucu bu ulkenin ortalama IQ'su hesaplanmis. Bu kadar kucuk bir orneklemenin istatistiksel degerini zaten geciyorum. Ama bir ulkenin ortalama IQ'su nasil 59 olabilir? Ulkenin %22.5'u 30-50 IQ arasinda demektir. 50 altindaki IQ su anda kullanilmayan eski bilmsel terimiyle embesil gurubuna giriyor ve egitilmesi olanaksiz. Yarisindan cogunun normal bir egitim almak icin kapasitesi yeterli degil. Boyle bir ulke nasil var olabilir? Yazarlar bunu hic mi dusunmemis?

.

1992 yilinda Sahin ve Duzen'in 2277 6-15 yas cocuk uzerinde yaptigi IQ testine gore Turkiye'nin ortalama IQ'su 93 cikmis. Ama bu 1979 yilindaki Ingiltere testlerine gore standardize edildigi icin aradaki 13 yil farktan dolayi 90 olarak duzeltilmis. Bu duzeltme olayini aciklamak gerek.
Ulkelerin ortalama IQ'su her on yilda ortalama olarak 3 puan artiyor. Buna Flynn etkisi deniyor. Bu beslenme sartlarinin iyilesmesine ve egitim olanaklarinin artmasina baglaniyor. Turkiye'deki test Ingiltere'den 13 yol sonra yapildigi icin de bu duzeltme yapiliyor. Bu da bizi kitabin en buyuk cikmazina getiriyor. IQ'yu gelismislik farklarinin kaynagi olarak goruyorlar ama zenginligin IQ'ya olan etkisini yok sayiyorlar. Milli gelir ve IQ arasinda olumlu bir ilski var ama hangisi hangisinin kaynagi bunu gosteremiyorlar. Eger bunu gercekten yapmak isteselerdi gelismisligin IQ uzerindeki etkilerini analizlerinde kontrol etmeye calisirlardi. Mesela bu Flynn etkisi duzeltmesini ters olarak yaparlardi. Turkiye'nin 1992 yilindaki IQ'su 93mus. Atiyorum Ingiltereni 1960 yili GSMH'si Turkiye'nin 1992 yili GSMH'sina esit. O zaman Turkiye'nin IQ su 93+(1979-1960)/10*3=99 olarak hesaplanmali 90 olarak degil. Bu yontem cok dogru bir yontem olmayabilir ama kitaptaki yontemden cok daha iyi. Hesaplamlar bu sekilde yapilsa tabi yazarlar istedikleri sonuclara ulasamazlardi.

Yazarlarin sebep sonuc ilislileri, bagimsiz ve bagimli degiskenler konularinda kafalari cok karisik. Peru ve Uruguay'in milli gelirleri IQlarina oranla cok dusuk cikmis (s 105). Bunun nedenini olarak o ulkelerdeki yuksek enflasyon olarak acikliyorlar!

Asyalilarin IQ'lari cok yuksek olmasina ragmen neden ancak son 15 yilda kalkinmaya basladiklarini aciklayamiyorlar.

Teorilerinden biri de ortlama IQ'nun dusuk oldugu ulkelerde liderlerin IQlarinin da dusuk oldugu ve bu yuzden geri kaldiklari yonunde. Yazarlara gore Lenin Adam Smith'i anlayacak kapasiteye sahip degilmis (s 162)!!!

Bu IQ ve gelismislik konusu gercekten ilginc bir konu. Keske bu konuyu irkciligin kiyisinda gezen, art niyetli iki adam yerine Freakonomics'in yazarlarindan Steven Levitt gibi biri arastirsa.

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Bütün Müslüman kadinlarin basini orttugunu bilmenin güzelliğini yaşıyoruz

Zaman gazetesi Sanatçı Ertuğrul Erkişi ile bir roportaj yapmis. Roportaj su sekilde bitiyor:

"Ramazan'dan sonra oruç tutsanız bile o hoşluğu hissedemiyoruz. Mübarek ayın insana verdiği farklı bir hal var. Bu zannediyorum, toplu halde ibadet etmenin, bütün Müslümanların oruç tuttuğunu hissetmenin verdiği bir güzellik."

Roportaji bu sekilde okusam herhalde takilmaz gecerdim. Ama ben ilk once basligi okudum. Koskoca roportajdan bir cumle cekip elestirmeyi dogru bulmuyorum. Ama o tek cumle baslik olunca takilip kaliyorum:

"Bütün Müslümanların oruç tuttuğunu bilmenin güzelliğini yaşıyoruz"

Butun muslumanlar oruc tutuyor, demek ki tutmayanlar musluman degil. Mahalle baskisindan cok once ulusal gazetelerimizde basliyor baski. Bir de bunun sinsice yapilis sekli daha da rahatsiz edici. Hocaefendileri dinler arasi diyalogu, hosgoruyu pazarlayip duruyor. Obur eliyle de kimin musluman kimin olmadigina karar veriyor.

Bu sinsice tavirlar yerine adam gibi durusu olanlara daha cok saygi duruyorum. Mesela kurantekrehber YunusEmre'yi ve diger TASAVVUFÇULARI PEYGAMBERLERE MÜMİNLERE VE İSLAM DİNİNE SALDIRMAKLA sucluyor
. Ama Zaman tayfasi bir taraftan oruc tutmayanlari muslumandan saymiyor obur taraftan Yunus soylemis ne guzel soylemis zevzekiligine giriyor.

Zaman gazetesinin bir sonraki basligini hazirladim.

Bütün Müslüman kadinlarin basini orttugunu bilmenin güzelliğini yaşıyoruz.

Cuma, Eylül 14, 2007

hirsiza hirsiz diyememek

Hurriyet'ten bir haber:

2003 yılında Konya Selçuk Üniversitesi’nde yaşandı. İddiaya göre, Matematik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Durmuş Bozkurt ile doktora öğrencisi Kerem Yamaç, aynı bölümde çalışan Prof. Dr. Haydar Bulgak ve eşi Dr. Ayşe Bulgak’ın uluslararası bilim dergilerinde yayımlanan iki makalesinden kaynak belirtmeden alıntı yaptı. Bu metinler Applied Mathematics and Computation’da yayımlandi.

Bozkurt'un savunmasi:

Aslında tez konusu [Yamac'in], uzmanlık alanım dışında. Dolayısıyla anlamam mümkün değil. Yine de 6 ay tez danışmanlığı yaptım. Yamaç benden habersiz yayınlar yaptı, tezle ilgili bilgim yoktu.

Bir makalede isminizin gecmesi icin sizin dergiye , bu calismaya onemli katkilarda bulundum ve calismanin butunuyle ilgili sorumluluk kabul ediyorum anlaminda bir yazi imzalayip gondermeniz gerekir. Ornek

Bozkurt'tan habersiz onun ismiyle yayin yapilmasi icin imzasinin taklit edilmesi gerekir. Bozkurt'un Yamac'i dava etmesi Bulgak'lardan da ozur dilemesi gerekirdi. Oyle olmamis. Yani Bozkurt'un ozru kabahatinden buyuk. En iyi ihtimalle hic bir katkisinin olmadigi bir makalede haksiz yere yazar olmus.

Bu olay ortaya cikince ne oluyor peki?

Bu arada Prof. Dr. Bozkurt terfi etti, Ayşe Bulgak’ın ise işine son verildi. İki yıl açıkta kaldı. Mahkeme kararı ile döndü. Nanoteknoloji konusunda uluslararası şöhrete sahip Prof. Dr. Haydar Bulgak, bu olaydan sonra kampus dışına, Seydişehir, Karaman ve Ereğli’yi sürüldü. Ders saatleri azaltıldı, hatta lisans dersleri verilmedi.

Hirsizlari sistemden temizleyemezseniz onlar sizi temizler.

Pazartesi, Eylül 10, 2007

hirsiza hirsiz demek

NTV'den bir haber: Turk fizikcilerin akademik vurgunu ( NTV'ye dogrudan baglanti veremdim. Baska bir baglanti). Got bacak gazetelerimiz Hurriyet ve Milliyet'te bu haber su anda yok.

ODTU'de Mustafa Saltı ve Oktay Aydoğdu adli iki arastirma gorevlisi arXiv.org adli online akademik dergide 22 ayda 40 makale yayinlamislar. Hocalari Ayse Karasu bunlarin yazili ve sozlu sinavlardaki basarisizliklarindan dolayi boyle bir kapasiteye sahip olmadiklarini farketmis. Makalerini incelemis ve hepsinin intihal oldugunu anlamis. Durumu dergiye de bildirmis. Dergi yazilari kaldirmis. ODTU de iki donem okuldan uzaklastirma cezasi vermis. Bu cezaya ODTU'den Doc. Sarioglu'nin yorumu

“Akademik dünyada yapılabilecek en büyük günah ve en büyük suç intihaldir ve bunun cezası dünyanın her yerinde üniversiteden atılmaktır. Dünyanın bütün normal üniversitelerinde bu insanlar kapının önüne konur ve bir daha asla herhangi bir üniversiteden içeri giremez ve herhangi bir üniversiteden maaş alamazlar. Ama bu şahıslar 9 aydır üniversiteden maaş alıyorlar.”

Bence ceza yerindedir. Okuldan atilirlarsa, akademik unvanlari ellerinden alinirsa ileride nasil rektor olurlar?

Bu halti edenler dogal olarak yapabilecekleri tek sey olan sacmalama, ortalik bulandirma islerine basliyorlar. Kisisel husumet, ozel ders, vizir, vizir......

Bu iki adam ODTU'ye 35. madde ile gelmisler. Yani su anda maaslarini Mersin universitesi oduyor. YOK tarafindan ODTU'ye yerlestiriliyorlar. Doktoralari bitince otomatik olarak Mersin Universite'sinde hocaliga baslayacaklar. Vatana millete hayirli olsun.

Uzaklastirma kararini dava edeceklermis.. Hatta arxiv'i de dava edeceklermis. Zor dava ederler. Tabi Amerikan dergisini Turkiye'de dava edebilirler. Yargimiz baska sarlatanlarin istegiyle wordpress'e Turkiye'den ulasimi kapattigi gibi arxiv'e de TR'den ulasimi kapatir biz de oz Turk bilimini yabancilarin "kisisel husumetleri"nden koruruz.

NTV'deki haberden devam

“Biz bir şey çalmadık, sadece atıf yaptık” diyen Aydoğdu, literatürde aynı teknikle yazılmış çok sayıda makale olduğunu da iddia etti.



EK:Bu blog olayi bastan beri takip etmis. Olayin taraflari ile konusmus, yorumlarini yayinlamis (11 Eylul).


Kullandiklari teknigi orneklendirip bu yaziyi klavyeyi kirmadan bitireyim. Gideyim bir dalasayim temiz hava alayim.
Arstechnica'dan

Salti Aydogdu Korunur 2006

1. Introduction
Randall and Sundrum [1, 2] introduced a model that captures some of the essential
features of the dimensional reduction of eleven-dimensional super-gravity proposed by
Ho˜rava andWitten [3, 4]. The second Randall-Sundrum scenario [2] is a five dimensional
anti-de Sitter bulk spacetime with an embedded Minkowski 3-brane where matter fields
Brane-World Black Holes and Energy-Momentum Vector 2
are confined and Newtonian gravity is effectively re-produced at low energies [5]. The
second Randall-Sundrum scenario was generalized to a Friedmann-Robertson-Walker
brane, shoving that the Friedmann equation at high energies gives H2 ∼ ρ2, in contrast
with the general relativistic behavior H2 ∼ ρ [6, 7, 8].


Compos et al 2003

I. INTRODUCTION
...
Randall
and Sundrum [1, 2] proposed a model that captures some
of the essential features of the dimensional reduction of
eleven-dimensional supergravity introduced by Hoˇrava
and Witten [3, 4]. The second Randall-Sundrum (RS2)
scenario [2] is a five-dimensional Anti-de Sitter (AdS5)
“bulk” spacetime with an embedded Minkowski 3-brane
where matter fields are confined and Newtonian gravity
is effectively reproduced at low energies. The RS2 scenario
was generalized to a Friedmann-Robertson-Walker
(FRW) brane, showing that the Friedmann equation at
high energies gives H2 ∼ ρ2, in contrast with the general relativistic
behaviour H2 ∼ ρ [5, 6, 7, 8].

Salti Aydogdu Korunur 2006

3. RELATIVE ENERGY IN TELEPARALLEL GRAVITY
Teleparallel theories, whose basic entities are tetrad fields haμ (a and μ are SO(3,1) and
space-time indices, respectively) have been considered a long time ago by Møller [36]
in connection with attempts to define the energy of the gravitational field. Teleparallel
theories of gravity are defined on Weitzenb¨ock space-time [37], which is endowed with
the affine connection 􀀀
μ = ha∂μha and where the curvature tensor, constructed out
of this connection, vanishes identically. This connection defines a space-time with an
absolute parallelism or teleparallelism of vector fields [38]. In this geometrical framework
the gravitational effects are due to the space-time torsion corresponding to the above
mentioned connection. As remarked by Hehl [39], by considering Einstein’s general
relativity as the best available alternative theory of gravity, its teleparallel equivalent
is the next best one. Therefore it is interesting to perform studies of the spacetime
structure as described by the teleparallel gravity.
The super-potential of Møller’s in teleparallel gravity


Rocha-Neta et al 2003

Teleparallel theories of gravity, whose basic entities are tetrad fields eaμ ( a and μ
are SO(3, 1) and space-time indices, respectively) have been considered long time ago
by Møller [1] in connection with attempts to define the energy of the gravitational field.
Teleparallel theories of gravity are defined on the Weitzenb¨ock space-time [2], which is
endowed with the afinne connection 􀀀
μ = ea∂μea and where the curvature tensor,
constructed out of this connection, vanishes identically. This connection defines a spacetime
with an absolute parallelism or teleparallelism of vector fields [3]. In this geometrical
framework the gravitational effects are due to the space-time torsion corresponding to the
above mentioned connection.

Salı, Ağustos 28, 2007

IQ ve Uluslarin Zenginligi

En son okudugum kitap "IQ and the Wealth of Nations", IQ ve Uluslarin Zenginligi. Richard Lynn ve Tatu Vanhanen adli iki emekli profesorun yazdigi bir kitap. 2002 yilinda yazilan bu kitap cok tartismaya yol acmis. Kitabin ana tezi ulkelerin ekonomik gelirleri arasindaki farkin ulklerdeki ortalama IQ farkiyla aciklanabilecegi. Yazarlar literaturde yayinlanmis verileri derlemisler ve 85 ulkenin IQ'larini ve GSMH'larini karsilastiriyorlar. Kitabin ozeti bu tek grafikle yapilabilir aslinda (Su anda koyamiyorum grafigi yakinda gelecek).

Kitap Kofi Annan'dan bir alinti yapiyor. Intelligence "is one commodity equally distributed among the world's people". Aklin dunya insanlari arasinda esit dagilmis oldugunu soyluyor. Boy, renk, kas yapisi, hastaliklara karsi dayaniklilik insanlar arasinda esit dagilmis degilken aklin insanlar arasinda esit dagildigini nasil varsayabiliyoruz? Bunun icin bilimsel bir dayanak yok. Ama kolelik ve emperyalizm bunun tersi varsayilarak hakli gosterilmeye calisildigi icin Kofi Annan'in varsayimi pek cok insan tarafindan kabul goruyor. Bunun tersi cok kesin bir sekilde ispatlanana kadar bu varsayimi yapmak gayet insancil bir yaklasim.

Kitabin ilk bolumunde ulkeler arasindaki gelismislik farkini aciklayan diger teorilerden bahsediliyor. Ele alinan teorilerden biri Jared Diamond'in Tufek Mikrop ve Celik (Vikipedi'ye baglanti verdim mutluyum sevincliyim oradaki yazi bes satir da olsa) kitabinda ele aldigi cografi farklar. Cografya teorisine bir iki hakli elestiri getirse de dikkatsizce ve gereksiz saldirganca yapilan bir elestiri. Ornegin Diamond zebralarin neden evcillestirilemedigini ozellikle anlatiyor kitabinda ama Lynn ve Tavu hic bir aciklama getirmeden zebranin evcillestirilmemesini karsi bir sav olarak sunabiliyorlar ( Tufek Mikrop ve Celik'i okumayanlar icin pek anlamli bir ornek olmadi bu. Cok guzel bir kitap iste size okumak icin bir neden daha).

Kitap daha sonra IQ'nun insan akli icin iyi bir olcu oldugunu, yuzde sekesen olarak kalitsal oldugunu ve sekiz yasindan sonra degismedigini soyluyor. Bunlarin her biri icin degisik bilimsel yayinlari kanit olarak gosteriyor. Ama buradaki hic bir iddia bilim dunyasinda genel olarak kabul gormus degil hepsi hala aktif arastirma ve tartisma konusu. Tartisma konusu olmayan bilgilerden bahsedeyim. IQ goreceli bir olcu birimi. Bir toplulugun ortalama IQsu 100 standard sapmasi 15 ve normal dagilimli kabul ediliyor. Yani grubun %50si 90-110 arasinda, %95'i 70-130 arasinda. 130dan sonra normal dagilim varsayimi bozuluyor. Uclarda cok daha fazla birey var. 70in altindakilerde zeka geriligi oldugu varsayiliyor. Kitapta Ingiltere 100 olarak kabul ediliyor ve diger ulkelerin IQ'lari bu orana gore hesaplaniyor.

Devami yakinda. Acaba Turklerin ortalama IQ'su kac? dininin-diniinin

IQ ve Uluslarin Zenginligi 2

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

zotero


Yeni bir firefox uzantisi buldum:Zotero. Bibliyografi toplaminiza yardim ediyor. Endnote, Refworks benzeri bir islevi var. Basit bir uzanti degil. Gayet kapsamli. Zaten arkasinda bir kac enstitu, bir muze bir de kutuphane var. Yani birilerinin bos zamaninda yaptigi bir eklenti degil. Bedeva olmasindan baska bir avantaji da tam olarak internet dusunulerek tasarlanmis olmasi. Science Citation Index gibi veritabanlarindan tek tikla kaynaklari kaydedebildiginiz gibi, Amazon veya Google Scholar'dan da kaydedebiliyorsunuz. Bu bakimdan Endnote'tan cok daha iyi. Bir guzelligi de hem Word ile hem de OpenOffice ile beraber calismasi. Veb tarayicimda buyuk bir eklenti istemem diyorsaniz kullanmadiginiz zaman her zaman kapatabilirsiniz. Word'la baglantisi Endnote kadar iyi degil, format secenekleri sinirli, daha eksikleri var ama tez, makale yazip, kaynak gosteriyorsaniz bir bakmanizi tavsiye ederim.

Boylece bir veb servisinden sonra bir de firefox uzantisi tanittim. Bir de iphone yazisi yazarim tam olur.

Pazartesi, Ağustos 20, 2007

derdiyoklar

YouTube'da Babazula dinliyordum. Bir kac kisi ya keske bunlar dugunumde calsa demis. Bir de Derdiyoklar'dan bahsediyor bir kisi. Derdiyoklar 1980lerde Almanya'da muzik yapan bir grup. Genelde dugunlerde calmislar. Tanimlamaya calismiyorum. Su klibi goren pek cok kisi gibi ben de algilamkta zorlandim ilk basta sonra hastasi oldum.




Su blogda Derdiyoklar ile ilgili bilgi var. Yorumlari da okuyun. Bir yerde muhabbete Derdiyoklar'dan Ihsan Guvercin de katiliyor. Su anda Antalya'da bir grubu varmis. O siralarda Almanya'da "diskofolk" yapan Akbabalar, Derdicoklar, Gurbetciler ve Divaneler gibi gruplar da varmis. Youtube'da onlarin da bazi sarkilari var. Derdiyoklar'a yaklasamiyor hic biri ama kostumler ve danslar benziyor. Derdiyoklari boyle bir akimin bir parcasi olarak gorunce o saskinlik biraz azaliyor, anlamak kolaylasiyor. Ama digerleri Derdiyoklari sadece taklit etmis de olabilir. Derdiyoklar'in taklitciler diye de bir parcasi da varmis.

Ben de isterim Babazula calsin, Derdiyoklar calsin dugunumde. Babazula'nin , Derdiyoklar'in kotu bir kopyasi aile faciasina yol acar, ucuncu sayfalara dusurur adami. Hos yanlis bir dugunde kendileri de ayni sonuclara yol acabilir.

Cuma, Ağustos 17, 2007

Gen Bencildir


Richard Dawkins'in Gen Bencildir kitabinin 30 yil ozel baskisini okudum. Cok guzel bir kitap. Bahsettigi konular cok ilginc, anlatimi cok net. Hic bir seyi havada birakmiyor, tikir tikir temiz bir mantik silsilesiyle anlatiyor. Ayrica kitabin ilk baskilarindan sonra gelen elestirileri de sondaki notlarla acikliyor. Bazen su cumleyi yanlis kurmusum aslinda soyle desem daha dogru olurdu gibi aciklamalari da var. 30 sene once yazdigi 360 sayfalik kitabin icindeki bir kac cumleyi duzeltme istegi geri kalaninin ne kadar saglam yazildigini da gosteriyor. Beni de bu kitap hakkinda yazarken geriyor. Dun yazdigim uc satirlik yaziya donsem cumlelerin yarisini degistirmek isterim. Neyse basladik.

Kitap canlilari, davranislarini ve evrimi bencil bir genin bakis acisiyla anlatiyor. Canlilardan hayatta kalma makinalari olarak bahsediyor. Tek amaci kendini cogaltmak olan genlerin yaptigi makinalardan ibaret tum canlilar. Stargate'in kotu yaratiklari "Replicator" dan bir farki yok aslinda diger canlilarin da. Zaten kitaptaki ikinci bolumun ismi de "Replicators". Yani romantik bir kalbin kaldirabilecegi bir kitap degil. Dawkins kitabin girisinde ilk baskilardan sonra gelen bir mektuptan bahsediyor. Mektubu yazan adam kitabi okuduktan sonra depreyona girmis. Hayatta derin bir anlam, ruhsal bir yan bulma gibi tum umutlarini yitirmis.

Dawkins bizim de bir hayatta kalma makinasi oldugumuzu net bir sekilde anlatiyor. Ama aklimiz sayesinde genlerimizin uzerine ciktigimizi da dip not olarak dusuyor. Yani umut var.

Kitap cok basit bencil gen prensibiyle hayvanlar alemdindeki pek cok ilginc davranisi, duzeni, ozellikleri acikliyor. Bocekler, kuslar ozellikle guguk kuslari, baliklar, memeliler, bakterileden yuzlerce ornek veriyor. Disi-erkek, anne-cocuk, kardes, aile, grup, parazit, simbioz iliskilerinin nasil isledigini acikliyor.

Ilk basta ozverili gibi gorunen davranislari birer, birer bencil gen sayesinde acikliyor. Ornegin dusmanini sokup olen bal arisi. Yaptigi aslinda kendi genlerine en faydali davranis. Normal bal arilari uremiyor ureyen sadece kralice. Kovana yaklasan dusmani sokarak kralicede ve kardeslerinde de bulunan genleri icin en iyi seyi yapiyor. En basit ornegi anlattim , uzatmamak ve yuzume gozume bulastirmamak icin, ama cok daha ilginc ornekler var kitapta. Oyun teorisi de sik sik kullaniliyor aciklamalar icin. Evrimsel kararli strateji kavrami da onemli bir yer tutuyor.

Hucrelerdeki mitokondrianin kendi DNAsi oldugunu anlatiyor. Mitokndrianin hucre ile milyonlarca yil suren simbioz bir yasamdan sonra birlesmis olabilecegini soyluyor.

Kitabin gaziyla hep merak ettigim genetik algoritmalarla oynamaya basladik Palet ile beraber.

Perşembe, Ağustos 16, 2007

kuraklik ve yagmur duasi


Zaman gazetesinin kursu kosesinde bir yazi. Yazar ozetini de yapmis

"
ÖZETLE
1- Kaç tane mümin, yüreği hoplayarak "çoluk çocuğumuzu, hayvanlarımızı da yanımıza alalım.. bir hafta sürekli, güneş doğarken çıkıp yağmur duasında bulunalım" dedi? Kaç tane insan bu mevzuda müftülükleri zorladı?
2- Bugün dünyanın pek çok bölgesinde (buna İslam ülkeleri de dahil) İmam Gazali Hazretleri'nin İhya'sında mühlikat (helake sebep olan günahlar) faslı içinde ele aldığı mesavinin bütünü işleniyor.
3- Bence meseleyi götürüp de eriyen buzullara, küresel ısınmaya fatura etmemeli. Evvela fatura edilecek bizler varız, maalesef gaflet içindeyiz. Bin türlü günah işleniyor; ama biz tevbe etmeyi düşünmüyoruz.
4- Bir itikad tashihine ihtiyacımız var. Allah'a inananların Allah'a doğru dürüst inanması lazım. Hele gelin Allah'a bir miktar inanalım, yeniden inanalım. Şu şeklî, sûrî babadan görme, babadan alma inancımızı bir daha gözden geçirelim.
"
Yazinin altinda bir imza yok ama yanda bir fotograf var. Ben de koydum o fotografi. Kuraklik dogal bir olay degil, insanlarin gunahkarliginin cezasi diyor gozu yasli yazarimiz. Dua edelim diyor. Buraya kadar ilginc bir sey yok. Insanligin ilk caglarindan beri felaketler hep insanlarin gunahlarina baglanmistir.

Ama cocugunu, hayvanini alip dua etmek yetmiyor. Muftuluge baski yapmak gerekiyor. Yagmur duasi nasil yapilir bilmiyorum ama Islam'in hic bir sartini yerine getirmek icin bir muftuye veya baska bir devlet memuruna ihtiyac yok. Peki muftulugu zorlamak niye?

Depremin, kurakliktan bir farki yok. O da gunahlardan kaynaklaniyordur. Bir baska Nurcu deprem 28 Subat'tan dolayi oldu demis zaten. Gozu yasli yazarimizin konuyla ilgili ne dedigini aradim ama gunahkarlar bunu kaynagi dedigine rastlayamadim. Fark ne? Politik atmosfer. O zaman yargilaniyordu, kendine uygun bir yer ariyordu, askerlerin suyuna gitmeye calisiyordu. Boyle bir sozun cok tatsiz kacacaginin farkindaydi. Zaten boyle konusanlar dislandi, yadirgandi.

Kurakliklar, yagmur duasi daha populer bir durus. Politik ortam uygun, konusuyor simdi. Yeni bir depremi hep beraber endiseyle bekliyoruz. Yazarimiz da olasi kosullara gore stratejilerini hazirliyordur. Gunahkarlar, inancsizlar, kafirler, tovbe mesajlari mi gelecek, yoksa birlik beraberlik, dinlerin kardesligi, olenlerin ruhlarina rahmet mesajlari mi gelecek o gunun sartlari belirleyecek.

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

Geri geldim!


Dort ay olmus yazmayali. Bu arada bir tez yazdim, savundum. Tasindim, ise basladim. Ama yazmamamin nedeni bunlar degil. 12-13 saatimi okulda gecirdigim zamanlarda bile yaziyordum yazacak bir seyim oldugunda. Hatta daha cok yaziyordum, kafami baska seylerle mesgul etmek icin. Diyecek bir seyim yoktu sanirim ondan yazmadim.

Diyecek bir seylerim birikiyor biraz biraz. Ama oyle birden dalmayayim. Ufak ufak baslayayim.
Librarything diye bir site var. Kitaplarinin katalogunu tutabiliyorsun. Yandaki gibi bloguna koyabiliyorsun. Ama 200'den fazla kitap icin ucretli. O yuzden sadece bundan sonra okuyacagim kitaplari ekleyecegim. Beni bayagi goturur. Onumuzdeki bir kac yazida bu kitaplardan bahsederim herhalde bayagi ilginc hepsi. Bu kitaplar Anna Karenina, Ben Hur falan degil. Biraz daha saga bakiniz.

Cumartesi, Nisan 21, 2007

bloglar ve etik


Yerli ve yabanci pek cok blog takip ediyorum. Biraz sagduyu ile herkesin cok fazla blog takip etmeden de bulabilecegi etik kurallarindan bahsetmek istiyorum. Mesela baska bir blogdan, veya web sitesinden yararlanirsaniz kaynak verirsiniz. Site sahibi yazialrini kopyalamanizi istemezse kopyalamazsiniz. Yaziyi aynen alirsaniz bunu belirtmeniz gerekir. Ben tirnak isaretleri veya baska renkle, fontlar kullanarak yapiyorum. Bazilari kutular aciyor bunun icin. Kisisel bloglar kaynak gosterme isini pek cok yayin organindan daha iyi yapiyor. Blog dunyasi zaten boyle karsilikli verilen kaynaklarla, girilen iletisimle buyuyup bugunku halini aldi. Baska bir nedeni de baglanti vermenin kolayligi.

Bilimsel bir A makalesini okurken B makalesinden bahsedildigini gorurseniz daha sonra kendi yayininizda B makalesini kullanirsaniz ben bunu A'da okumustum demezsiniz. Bloglar bilimsel makalelerden farkli olarak bunu da yapiyor. Cunku pek cok blogun yaptigi sey ozgun bir sey uretmektense bir konuya dikkat cekmek, olan bir seyden haber vermek. Bloglarin uretimi aslinda cektikleri bu dikkat. O uretime saygi duymak gerekli. O yuzden bir blog cok ilginc bir web sitesinden bahsediyorsa ben de o web sitesinin varligindan o blog sayesinde haberdar olduysam "su blog bu web sitesinden bahsediyor ben de cok ilginc buldum o siteyi" derim.

Bir de resim konusu var. O konuda cok ozenli davranmiyor olabilirim. Google'dan resimleri buluyorum ve yazilarima koyuyorum kaynak falan da vermiyorum. Fakat resimleri bilgisayarima indirip ondan sonra bloguma koymuyorum sadece link veriyorum. Resmin uzerine basan biri resmin orjinalinin oldugu web sitesine gidiyor. Kaynak veriyorum aslinda cok acik olmasa da. Bu resim konusu cok basit degil. Mesela Creative Commons'i etraflica ogrensem iyi olur.

Butun bunlardan sonra bir de ilginc blogdan bahsedeyim. Ahmedinecad ile ilgili bir yazi yazmistim. Internette konuyla ilgili tekrar arastirma yaparken bir bloga rastladim. Benim yazimi ufak bir farkla aynen kopyalamis. Ben olayi Ceyda Karan'dan ogrendigimi yazmistim ilk cumlemde, diger blog sadece o ilk cumleyi atlamis. Blogun sahibine eposta attim kaynak belirtmesi gerektigini soyledim. Belirtecektim unutmusum pardon dedi altina kaynak:daginkkafa yazdi. Rica minnet bir de link koydurdum. Benim yazimi aynen aldigini belli edecek bir sey yok ama en azindan benim sayfama bir baglanti var. Sonra bu blogu takip etmeye basladim hatta kendi sayfamdan baglanti bile koydum, ilginc seyler yaziyordu. Sonra bir baska yazimi daha aynen kopyaladigini farkettim. Biraz arastirdim yazilarinin cogu baska bloglardan calinti. Ayni yazarin baska blogundan carpici bir ornek. 24 Mart 2007'de sunu yazmis:

"Bazı arkadaşlarımız bana soracak, Ömer neden internette günlük tutalım ki diye, işte bu tarz diyaloglardan biri ile yazıyı noktalamak istiyorum; Ah aklıma gelmişken Ömer sen neden internette bu kadar açık olarak günlük tutuyorsun ki? - Çünkü kendi gelişimimi takip edebiliyorum, bir süreç olarak gecmişe bakabilicem ileride ve insanlarla paylaşabiliyorum düşüncelerimi..."

Mert Ulas 5 Mart 2007'de ne yazmis bakalim:

"
Bazı arkadaşlarım bana soruyor, Mert neden internette günlük tutuyorsun diye, işte bu tarz diyaloglardan biri ile yazıyı noktalamak istiyorum; - Ah aklıma gelmişken Mert sen neden internette bu kadar açık olarak günlük tutuyorsun ki? - Çünkü kendi gelişimimi takip edebiliyorum, bir süreç olarak gecmişe bakabilicem ileride ve insanlarla paylaşabiliyorum düşüncelerimi..."

Ilk once yazarin lise ogrencisi oldugunu dusunmustum. Bir eposta atayim anlatayim yaptiginin yanlisligini diyordum. Sonra farkettim ki universite mezunu bir adam bu. Beni asar ona bunu anlatmak. Ama tabi Istanbul Universitesi eski rektoru Alemdaroglu koskoca kitabi caliyor, bu adam bir kac blogdan yazi tirtiklamis ne ki!

O kadar etik falan bahsettik bu yazinin resimini de uzun uzun anlatayim. Slashdot araciligiyla Discover'daki bu yazidan haberim oldu. Matthew Hurst'un yaptigi blog alemi haritasi.

Not: Ozellikle bahsettigim bloga link vermedim. Cok merak ederseniz bir google aramasi.

Pazartesi, Mart 26, 2007

Kyoto Protokolu 3


Kyoto Protokolu imzalanmali diye bir yazi gordum. Ohh be dedim. Bunun altina imzami atarim ben de dedim. Yazinin kaynagi Enerji Ekonomisi Dernegi. Dernek akedemisyenlerden ve sektorden kimselerden olusuyor. (Organizasyon sekmesinden gorebilirsiniz uyeleri). Yani gunes ve ruzgar enerjisinin bize yetmeyecegini bilen yetkinlikteki kisilerden.

Imzalayalim ama su sartlarla diyorlar
1)"Türkiye’nin herhangi bir sayısal salım azaltım yükümlülüğü belirlemeden Kyoto Protokolü’ne taraf olmasını"

2)"Türkiye’nin, iktisadi gelişmişlik düzeyi ve emisyon göstergeleri bakımından emisyon sertifikası satan ülke konumunda olması gerektiği gayet açıktır."

Bu iki sart Ek Protokol-1'deki ulkelerle digerlerini ayiran ozellikler. Ek Protokol-1 ulkelerine dahil olmadan imzalayalim diyorlar ozetle (Yazi dogrudan bunu soylemiyor bu iki sarttan benim cikarttigim sonuc bu). Bu sartlarda elbette imzalayalim diyorum ben de.

Isin guzel kismi muzakerelerle bu sartlarin elde edilebilecegini dusunuyorlar. Oyleyse bir an once muzakerelere baslayalim.

Kyoto'yu imzlamanin avantajlarini da siraliyorlar:

"Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne biran önce taraf olması, İkinci Yükümlülük Dönemi için yapılacak müzakere sürecine katılımı ve avantajlı bir konumun elde edilmesini olanaklı kılacak, teknik ve kurumsal altyapının gelişimini sağlayacak, AB ile daha yakın işbirliği sürecine girilebilmesini mümkün kılacacaktır. Bunun yanısıra ülkemizin Kyoto ve/veya AB Salım Ticareti programından yararlanması sözkonusu olabilecektir."

"yenilenebilir enerji projeleri, enerji tasarrufu ve verimliliği projeleri, kojenerasyon projeleri, eski tesislerin rehabilitasyon projeleri gibi ülke kalkınması için önemli ve teknoloji transferi sağlayacak, Temiz Kalkınmaya katkı yapacak yatırımlar ulusal çıkarlar doğrultusunda hayata geçebilecektir."

Baska bir basin aciklamasiyla imzalamanin faydalarini iyice anlatmislar. Tesekkurler!

Cok tehlikeli kimyasal dihidrojen monooksitin yasaklanmasi icin bir kampanya icin bile binlerce imza toplabilirsiniz ama lise kimyasini hatirlayanlarin imzasini almak icin biraz daha ugrasmak gerekir. Tesekkurler Enerji Ekonomisi Dernegi.

Cuma, Mart 23, 2007

Sulukule



ROMANISTANBUL blogundan takip ediyorum olan biteni. Kentsel donusum ismiyle, Istanbul surlarini guzellestirmek amaci altinda Sulukule acil kamulastirilma kapsamina alinmis. Yikilacak tamamen. Yerine Osmanli tipi evler yapilacakmis.

Siteden ve diger okuduklarimdan cingenelerin Istanbul'a 11. yuzyilda geldigini ogrendim. Dunyadaki en cok cingene yasayan ulkelerden birinin Turkiye oldugunu ogrendim. Bandirmali olarak cingenelerin muzigimizdeki kulturumuzdeki yerini hep biliyordum.

ITU'de hoca mimar Korhan Gumus surlari kultur varligi kabul edilen UNESCO kararinin nasil etrafindaki sosyal dokuyu da kapsadigini, bu yikim kararinin nasil irkci oldugunu, bunun sadece evleri degil bir kulturu yoketmeye yonelikoldugunu anlatiyor. Ama beni en etkileyen birbirinden bagimsiz olarak dertlerini anlatmaya calisan bir yasli teyzenin ve bir genc kadinin yakarislariydi. Yikilanin sadece evler olmadigini nasil icten anlatiyordu.

"Devlet milleti yikmasin"

"Bizim semtimiz burasi, bizi yikmasinlar"

Sitedeki videolar (1,2,3) cingenelerin kisa bir tarihini, yikimi ve yoksulluklarini anlatan bir belgeselin parcalari.

Bu da Economist'teki konu ile ilgili yazi.

Salı, Şubat 27, 2007

Kyoto devam

Kyoto protokolu konusunu hala arastiriyorum. Yanlis anladigim bir sey yok gibi gorunuyor. Ogrendiklerimi anlatayim, biraz daha sayi vereyim.

Meksika'nin Ek protokol 1'de (EP1) olmamasinin nedeni imza attigi sirada OECD uyesi olmamasiymis. OECD uyesi olmak Turkiye'yi gelismis ulke yapmadigi icin ben hala bunun EP1'de olmamiz icin bir neden olarak gormuyorum.

Turkiye Kyoto'nun da dahil oldugu Birlesmis Milletler Iklim Degisikligi Cerceve Antlasmasi icin bir rapor hazirlayip Ocak 2007'de sunmus. Cevre Bakanligi sayfasindan ulasilabilir. Turkiye'nin sera gazi envanteri bu raporda bulunuyor.

Ilk once bu rapor icin birkac sey soyleyeyim. Rapor gercekten ilginc bilgiler iceriyor ama biraz inceledikten sonra utandim.
Turkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Birlesmis Milletlere verdigi rapor ozensiz bir odev gibi. Bir suru kisaltma hic bir aciklama yapilmadan kullaniliyor. Birimlerin ne oldugu anlasilmiyor. Palet ile kasip anladigimiz zamanlarda birimlerin mantikli olmadigini birbirini tutmadigini farkettik. Bazi grafikler lise cografya kitabindan taranip eklenmis gibi, dogru durust okunmuyor bile. Raporun Turkcesi de yok. TC'nin Bakanligi kendi sayfasinda Turkcesi olmadan Ingilizce bir rapor yayinliyor. Utandim!

Rapora gore Turkiye'nin es deger C02 cinsinden sera gazi salinimi 1990'da 170 milyon tondan 297 milyon tona cikarak %75 artmis (sayfa 5). Bu rapor BM'in baz aldigi resmi rapor. Kyoto'yu imzala sayfasi ise 357 milyon tona cikarip %110 arttirdigini iddia ediyord Herhangi bir kaynak da gostermiyor. Bir tane sayi vermisler onu da yanlis vermisler sonucuna ulasiyorum ben bundan.

Rapor 276 sayfa. Ilginc seyler okudukca buraya yazacagim. Rapordan bir tablo ile bitireyim. Turkiye'nin 2004 yili C02 ve sera gazi salinimlarinin AB, OECD ve Dunya ile karsilastirilmasi. Turkiye'nin kisi basi C02 salinimi dunya ortalamasini altinda.

Foto not: Oradan burdan fotograflari kopirayt mopirayt anlamam aga diye buraya koyuyorum. Bu sefer bir degisiklik yapip kardesimin cektigi Bandirma Ruzgar gulu fotografini koyuyorum. Ondan da izin aldigimdan falan degil.


CO2 Kisi Basi CO2 Sera Gazi Kisi Basi Sera Gazi

(milyon ton) (ton) (milyon ton) (ton)
AB-15 3,447 9 4,180 10.9
AB-25 4,064 9 4,925 11
OECD 12,780 11.1 NA NA
EP1 14,289 12.2 17,288 14.7
Non-EIT 11,633 13.4 13,855 16
Dunya 24,983 4 NA NA
Turkiye 231,0 3.3 286,3 4.1
































Perşembe, Şubat 22, 2007

Ogretmen Gunlugu

Yan tarafta baglantisi bulunan ogretmen gunlugu adli blogu bir zamandir takip ediyorum. Idealist bir lise cografya ogretmeninin cabalarini anlatiyor. Ogrencilerine gostermek icin butun Istanbul'u dolasip minerallerin pesinden kosmasindan bahsediyor. Ogrencilerini sergilere goturmeye ugrasiyor.

Bugun istifa etmis! Istifa etme nedenininden bahsetmiyor.Korkarim idealist ve muhalif bir ogretmene baska bir cikis birakmamislardir. Uzuldum. Ogrencileri icin uzuldum. Turkiye icin uzuldum. Yolun acik olsun ogretmenim.

Çarşamba, Şubat 21, 2007

Turkiye Kyoto'yu imzala ??

Turkiye Kyoto'yu imzala diye bir kampanya baslatilmis.
http://www.kyotoyuimzala.com/.

Amerika'ya kizip duruyoruz imzalamiyor diye biz de imzalamamisiz. Neden imzalamamisiz diye biraz arastirdim.

Kyoto ulkeleri ikiye ayiriyor. Gelismis ulkeler Ek Protokol 1 (Annex1) grubunda, gelismemis ulkeler non-Annex 1 grubunda.


Ek Protokol 1 grubundaki ulkeler sera gazi uretimlerini 1990 seviyesine gore ortalama %5 duserecekler. Pazarliklara gore kime daha cok dusurecek kimisi biraz arttiracak (mesela Izlanda %10 arttiracak).

Ek Protokol 1 grubunda olmayan ulkeler icin ise bir sinirlama yok. Bunun nedeni de o ulkelerin tarihi olarak kuresel isinma sorununa cok az etki etmis olmalari ve gaz salinimlarinin hala gelismis ulkelere gore cok dusuk olmasi.

Ek Protokol 1 ulkeleri su listede var. Turkiye de o listede. Burada benim kafam karismaya basliyor. Listede 40 ulke var. Hepsi gelismis ulkeler veya eski dogu blogu ulkeleri.

Kisi basina C02 salinimi listesine bakiyorum. Turkiye 2003 yilinda 101. sirada.

Yani kisi basina Turkiye'den daha fazla C02 ureten 60 ulke Ek Protokol-1 de olmadigi halde Turkiye o listede.

Kyoto'yu imzala sayfasi Turkiye OECD'de oldugu icin Ek Protokol 1'de diyor. Ama kisi basina Turkiye'den daha fazla C02 ureten OECD uyesi Meksika o listede degil.

Cin'in kisi basina salinimi da Turkiye'den fazla ve toplam salinimda dunya ikincisi. O da Ek Protokol 1'de degil.

C02 salinimlari icin bir de borsa olusturulacak. Sinirindan daha fazla C02 uretmek isteyen ulkeler sinirinin altinda ureten ulkelerden C02 salinim hakki satin alacak. (Ulke ici borsalar sirketler arasi borsalar falan da var. Biraz dalli budakli) Ek Protokol 1'deki ulkeler bir spesifik projeyle C02 salinimlarini dusururlerse o haklarini satabilecekler. Yani Ek Protokol 1'de olmayan ulkelere genelde kar edecek.

Turkiye dunyada kisi basina C02 salinimi 101. siradayken neden Ek Protokol-1 de? Bu gruptan cikmak icin lobi yapmis basaramamis diyor Kyoto'yu imzala sayfasi.

Bazi ulkelerin 1990 yili kisi basina CO2 salinim miktarlari (metrik ton) su sekilde
ABD 18.9
Kanada 15
Ingiltere 10
Italya 6.9
Turkiye 2.6

Eger Turkiye Kyoto'yu Ek Protokol 1 ulkesi olarak imzalarsa ABD'nin 7de biri Italya'nin 2.6 da biri CO2 salinimini kabul edecek ve daha fazlasi icin para odeyecek. 2003 yili itibariyle kisi basina uretimi bizden fazla olan 60 ulke Ek Protokol 1'de degilken.

Ben birseyleri yanlis mi anladim? Turkiye'ye inanilmaz bir haksizlik yapilmiyor mu? Insanlar neden Turkiye Kyoto'yu imzalasin diyor? Bu islerden anlayan biri varsa anlatsin bana lutfen.

Çarşamba, Aralık 13, 2006

Avrupa'da ölümlerin başlıca sebebi alkol

Finlandiya'da yapilan yeni bir arastirma alkolun Finlandiya'da bir numarali olum sebebi oldugunu gostermis. Gercekten carpici bir haber. Zaman da bunu su baslikla haber yapmis.
Avrupa'da ölümlerin başlıca sebebi alkol. Haberin icinde boyle bir iddia yok, sadece baslik yalan. Isin ilginci ayni gazetenin ingilizce versiyonunda haberin basligi dogru. Finlandiya'da olumlerin baslica sebebi alkol . Yani ozensizlikten gelen bir hata degil. Ne halt ettiklerini biliyorlar. Haberin ne oldugunu, nasil sekilde verilmesi gerektigini de biliyorlar. Ama bize cok goruyorlar. Ayni Avrupa'dan donen zehirli, curuk mallarin ic piyasaya surulmesi gibi evrensel gazetecilik standartlarinda verilemeyen yalan basliklari donup bize kakaliyorlar. Onlarin kurtarmasina ihtiyaci olmayan muslumanligi kurtarmaya calisirken ahlaklarindan da oluyorlar.

Zaman'in yalan haberlerinden daha once de bahsetmistim. Neden Zaman Gazetesi ile bu kadar cok ilgileniyorum? Cunku sadece Islamci gazeteler icinde degil, tum gazeteler icinde kaliteli bir gazete. Zaman bile en basit habercilik etigine sahip olamiyorsa diger gazeteler kimbilir ne haldedir?

Perşembe, Kasım 30, 2006

Ekonomik Tetikci

John Perkins'in "Confessions of an Economic Hitman" kitabini okudum yakinlarda. Yilllar boyu buyuk bir Amerikan firmasinda calisan Perkins nasil ucuncu dunya ulkelerinin ekonomik kalkinma adi altinda borc batakligina suruklendigini, dogal kaynaklarinin somuruldugunu, birkac kisi zenginlestirilirken, cogunlugun daha da fakirlestigini anlatiyor. Perkins'in isi de ekonomist olarak istatistiklerle, ekonomik teorilerle somurunun alt yapisini olusturmak. Turkiye'de yasayan insanlar icin aslinda cok yeni bilgiler degil. Yazarin ictenligi de bana supheli geldigi icin kitaptan bahsetmeye gerek gormemistim.

Bugun Radikal'de Yigit Bulut'un Cargill ile ilgili yazisini okudum. Uzerine de Mehmet Altan'in ulkeye giren yabanci sermaye miktarinin artmasini Turkiye'nin basina gelen en iyi seymis gibi anlatan yazisini okudum. Kitap aklima geldi hemen tabi. Yabanci sermayeye karsi degilim. Irlanda'ya akan yuksek teknoloji sermayesi keske bize de aksa. Bize gelenler sanki daha cok hak hukuk tanimayan, talancilar. Kanun demiyorum, kanunlar yazida anlatildigi gibi onlara uyduruluyor nasil olsa. Ama dusununce bu yabanci sermaye icin yapilan ozel bir sey degil . Her iktidarin yandaslari icin yaptigi siradan uygulamalardan. Bizi kitapta anlatilan ucuncu dunya ulkelerinden biraz ayiran da bu herhalde. Talaninin cogunu biz kendi basimiza yapiyoruz. Aldigimiz borclar direk yurtdisina geri gitmiyor Turkiye icinde talan ediliyor. Geriye kalanlarla da kor topal ilerliyoruz iste. Sonra gordum ki Yigit Bulut kitap hakkinda da yazmis.

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Atilla Yayla

Atilla Yayla, AKP'nin duzenledigi bir panelde "Kemalizm ilerlemeye degil gerilemeye tekabul eder" dedi. Bir de Ataturk'ten 'bu adam' diye soz etti; Turkiye birbirine girdi. Yeni Asir "HAIN" diye baslik atmis. Medyamizin genel seviyesizliginin, dusuncesizliginin uc bir ornegi. Esas rahatsiz edici olan hoca oldugu Gazi Universitesi'nin tavri. Derslere girmesini engellemisler. Sorusturma acmislar. Rektor "Profesör" unvaninin Yayla'ya kendilerinden önceki yönetim döneminde verildigini soylemis. Yani kendi olsa "Profesor" unvanini vermeyecek. Akademi dunyasindaki politiklesmeyi ne guzel gosteriyor. Islamcilarin, tarikatcilerin guclu oldugu universitelerde de Ataturkculer harcaniyor. Kemal Alemdaroglu gibi baskalarinin kitaplarini calanlar da rektor oluyor. Arada olan bilime oluyor.

Boyle yasakci, olcusuz tepkisel davranislar sadece demokrasiye zarar vermiyor, hic haketmeyen insanlardan da demokrasi kahramanlari yaratiyor. Mesela "MHP ve 'ülkücü hareket', 1960-1980 arasi yillarda, 'Soguk Savas'in tetikledigi marksist siddet eylemlerine karsi millî birligi ve toplumun güvenligini saglamaya çalismis; bu yüzden haksiz yere anarsinin taraflarindan biri olarak gösterilmis ve yipratilarak... " diyebilen yuzsuz Hasan Celal Guzel bugun Radikal'de bir kose sahibi. Iki yazisindan birinde nasil fikirleri icin savastigini ve hapis yattigini anlatabiliyor. Orhan Pamuk'u mahkemeye cikarip dunyaca unlu demokrasi kahramani yaptik. Ozgur basinin, muhalefetin dusmani Adnan Menderes'i asip anit mezar sahibi yaptik.

Bence Turkiye'deki tum Ataturkcuyum, Kemalistim diyenler, ozellikle de akedemisyenler Atilla Yayla'nin su cagrisina uymali, ifade ozgurlugune sahip cikmali. Bunu demokrasi icin oldugu kadar kendi fikirleri icin de yapmalilar. Cunku karsit fikirleri yasatilmayan fikirlerin degeri her zaman suphe altindadir.

Cumartesi, Kasım 18, 2006

Ve Ermeni Diasporası konuştu

Ece Temelkuran Radikal'de yeni bir yazi dizisi yapiyor: "Ve Ermeni Diasporasi konustu". Cok guzel konularda yazi dizileri yapiyor. Daha once de Latin Amerika'nin varoslari ile ilgili bir yazi dizisi cok hosuma gitmisti. E.T' in normal gazete yazilarini ise genelde okuyamiyorum, yogun edebi dili rahatsiz ediyor beni. Eminim seveni coktur o yazilarin da.

Yazi dizisinin ismi Diaspora konustu. Konusmustur eminim ki ama E.T.'den pek yer kalmamis onlara. Gazetedeki yazilarin yarisindan cogu yazarin pek edebi yorumlari, aciklamalari ile dolu. Kendi kose yazilarinda istedigi gibi yazsin ama roportaj yaparken biraz daha geri plana cekilmesini, roportaj yaptigi insanlarin dediklerine daha cok yer vermesini beklerdim. Neyse herseye ragmen merakla izliyorum yazi dizisini. Ilk dort yazinin baglantisi asagida.

1 2 3 4

Salı, Kasım 14, 2006

Amerika'da belgeselcilik

Iki ay once History Channel'da "The Ottoman Empire: The War Machine", "Savas Makinesi Osmanli Imparatorlugu" adli bir belgeselin yayinlanacagi duyuruldu. Yayin gunu oturduk beklemeye basladik. Program cikmadi. Satisa cikacak olan DVD satistan kaldirildi. Bir ay sonra Ermeni Soykirimini anlatan bir kisim eklenip ancak gosterime sunuldu. Neyse konu bu degil. Belgeseli sonunda seyrettik. Gayet guzel bir belgeseldi. Tarafsiz oldugunu da dusunuyorum mesela yenicerilerin nasil zorla ailelerinden devsirildigini de anlatti, saglanan imkanlardan dolayi bazilarinin cocuklarini nasil devsirme olmasi icin ugrastigini da.

Osmanli tarihi uzerinde uzman, dunyanin dort bir tarafindan tarihciler odalarinda sira sira kitaplarinin onunde konustular. Turkiye'den tek bir tarihci konustu. Fatih universitesinden genc bir hoca. Butun konusmalar surlar onunde yapilmisti. Diger tarihciler Osmanli'nin devlet yapisi felsefesi gibi konulari anlatirken Turk tarihci Ulubatli Hasan turunden yari hikaye yari mit olaylari anlatti.

Benim acayip sinirlerimi bozdu bu durum. Turkiye'de Osmanli tarihini
Ulubatli Hasan seviyesinden aciklamaya calisan tarihci yok mudur? Arabana sar. Bu konusan tarihci onlardan miydi? Bilmiyorum. Belki onlardan, belki sadece bir ara gaza gelmis anlatmis belgeselciler de tutmuslar onu koymuslar. Turkiye'de cok daha tecrubeli, akli basinda, bilimsel yayinlari guclu tarihciler yok mu? Elbette var. Ama akilli adam kontenjani yurtdisindan doldurulmus bize de masalci dede kontenjani kalmis. Iste Turkiye imaji boyle olusuyor. Olusturuluyor.

Perşembe, Kasım 09, 2006

Liberal olamiyorum

GeleneK blogunda Atilla Yayla'nin bir tartisma programinda verdigi ozgurluk dersini izledim. Gercekten ders vermis. Ben kendimi ozgurluklerden yana bir kisi olarak tanimlamaya calisiyorum. Atilla Yayla gibi dusunmek istiyorum. Ama turban konusuna gelince basaramiyorum

Ortadaki sozde tartismalarin cogu bana da abes geliyor. Ninelerimizn basortusu-turban, siyasal simge-degil, hatta kamusal alan tartismalari bile benim cok ilgimi cekmiyor. Sonucta hangi nedenden olursa olsun birileri basini ortup universiteye girmek istiyor ve bu yasaklaniyor.

Kisisel ozgurluk olarak dusunulunce, universitede turban kesinlikle serbest birakilmali isteyen istedigini giyer. Lisede'de serbest birakilmali haliyle. Simdi seslerini duymuyoruz ama basortusu zulmune ugrayan ilkokul cocuklarini dusunuyorum.Islami kurallar acisindan universite ile ilkogretimin farki yok, basin ortulmesi ergenlikten sonra zorunlu. Burada durum daha da vahim cunku ilkogretim zorunlu. Olay egitim hakkini elinden almak degil zorla dininin gerekliliklerini engellemek. Esas zulum bence bu.

Giyim ozgurlugu olarak dusunulunce carsafin turbandan herhangi bir farki yok. Turbanin oldugu yerde o da olmali. Pece kisiyi tanimayi engelledigi icin biraz karisik onu hemen kabul edemiyorum.

Bazilari baslarinin acik olmasini istemedigi icin kizlarini okula gondermiyor. Okullarda bir baslarini kapayabilseler... Neyse o konuyu hallettik.

Bazilari erkeklerle yanyana oturdugu icin kizlarini okula gondermek istemiyor. Devletin okulunda haremlik selamlik oturulmaz tabi. Ama ozel sektorun onunu kesmemek lazim. Herkes okulunda istedigi duzende oturur.

Bazen yazimin tonu ironik olsa da olaya sirf ozgurlukler penceresinden bakabilsem, olmasini kabul edecegim durumlar bunlar. Ama ben olayi bir guc mucadelesi olarak goruyorum. Dinin toplumda egemen olmasini isteyenlerle buna karsi cikanlar arasinda. Yukaridaki saydiklarimin hepsi tek tek olsa bile bu mucadele bitmeyecek. Gecen yazimda ABD'yi anlattim. Bu ozgurluklerin hepsi var ama mucadele devam ediyor.Turkiye'deki Anayasa mahkemesi kararlari, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi kararlari, televizyondaki abuk subuk tartismalar hep bunun bir parcasi.Laik kesim kanundan, mahkemeden, askerden yana guclu olsa da halk gozunde gucunu kaybediyor gibi geliyor bana.

Turban giyme ozgurlugunden yana oldugumdan falan degil ama turban konusunun bu buyuk guc savasinin sadece bir muharebesi oldugunu dusundugumden, belki de serbest birakmak gerekli diye dusunmeye basladim. Cunku halka karsi savasmak uzun surede surdurulebilir bir sey degil. Bir sonraki konuda, halkin daha buyuk bir kesiminin desteginin alinabilecegini umuyorum. Universite'de turbana izin verildikten sonra Islamcilarin bir sonraki hedefe daha guclu, daha enerjik, daha buyuk bir momentumla gitmesi beni korkutuyor. Ama savunma refleksinin amacini unutmus, nasirlasmis bir baski halinde devam etmesi de korkutuyor. Universitede turbani yasaklayan duzenin, 301lerden kurtulmasini da beklemem bosuna. Ama "Ilkokullarda carsafi yasaklayan duzenin 301'lerden kurtulmasini beklemek bosuna" diye bir cumleyi de bir gun yazmaktan korkuyorum. Bunaliyorum...

Not: ABD'de devlet binalarinda 10 emir kaynadi. Ama Evrim konusuna donecegim kesin.

Perşembe, Kasım 02, 2006

Amerika'da Irtica

Dinler tarih boyunca toplum duzenini kontrol etmeye calistilar. Bu dinin dogasinda vardir. Eger hata yapmayan tanrinin, mutlak kurallari elinizdeyse toplumun bu kurallara gore islemesini istemek normaldir. Bu kontrol savasi ABD'de de devam ediyor. Basbakanimiz'in cocuklarindan, buraya kacip gelen Fethullah Gulen'e kadar Islami kesimden pek cok kisi Amerika'nin laiklik sistemini cok seviyor. Amerika'daki laiklik anlayisinin bizdekinden farkini anlatan su yazi guzel bir giris. Ben buradaki catismalardan kisa bir ozet geceyim dedim.

Kurtaj: Kadin haklari hareketiyle beraber 1960'lardan itibaren cesitli eyaletler kurtaji serbest birakiliyor. 1973'te Amerikan Yuksek Mahkemesi (Roe vs Wade) eyaletlerin kurtaji yasaklamasini anayasaya aykiri buluyor ve kurtaj tum eyaletlerde serbest birakiliyor. Bugun eyaletler kurtaji yasaklayamiyor ama zorlastirmak icin cesitli kanunlar gecirmeye calisiyor. Bu kanunlar mahkemeden mahkemeye gidiyor bazisi kabul ediliyor bazisi red. Kurtajin elbette kanunlarla duzenlenmesini gerekiyor. Ama burada olay, spermle yumurta birlestiginde ruhun olustugunu dusunenlerin kadinin vucuduna hukmetmeye calismasi.

Embriyo Kok hucreleri: Embriyodaki kok hucreler vucuttaki diger tum hucrelere donusebileceginden inanilmaz bir potansiyele sahipler. Bu ozelliklerinden dolayi pek cok hastaliga care olabilirler. Bu hucrelerin kaynagi ne? Cocugu olmayan bir cift yapay dollenme icin gittiginde basari sansi dusuk oldugu icin sadece bir degil bir suru yumurta dolleniyor. Bir kismi ana rahmine yerlestiriliyor gerisi kaliyor. Kalan ne? Bir tabak icerisinde gozle gorulmeyecek kadar kucuk hucreler. Bu hucreleri atabilirsiniz veya insanliga yardim icin kullanabilirsiniz. Bu konu da tabiki hassas, cok ciddi bir sekilde etik olarak kontrol edilmesi gerekiyor. Amerika'daki dinciler embriyo kutsaldir dokunulmaz diyor.

Dogum kontrolu: Hristiyanlar dogum kontrolune de karsi. Amerika'da dogum kontrolunu engelleyecek kadar guclu degiller, simdilik bu konuda birsey yapmiyorlar. Ama Amerika Afrika'da AIDS'le savasan STO'lardan prezervatif dagitanlarina para vermiyor. Seks yapmayin diyenlere para veriyor. Ve insanlar oluyor.

Bitmiyor. Akilli tasarim, resmi binalarda 10 emrin sergilenmesi de bir dahaki sefere.

Pazartesi, Ekim 30, 2006

israil'i 'haritadan silen' Ahmedinecad değil, Batı medyası

Ceyda Karan bugun yazdi. Iran Cumhurbaskani Ahmenicad su meshur Israil haritadan silinmeli, Yahudi soykirimi bir mit sozlerini aslinda hic soylememis. Iddialarin orjinal kaynagi burda.

Bati medyasi tarafli, sozleri saptirmaya egilimli de, bu kadar da olmaz ki. Yani bu Filistin Lubnan meseleleri gibi cok karisik bir mesele degil ki bazi taraflari atlansin bazilari one cikarilsin. Adam bir tane konusma yapmis. Sozler bu kadar carpitilmaz ki. Tamam bati medyasi carpitti da Iran neden bagira cagira gercegi anlatmaya calismadi? Ben Iran'in da buna goz yumdugunu, bundan bir cikari oldugunu dusunuyorum. Iran istese olaya bir aciklik getirirdi. Fox News da gormesek de en azindan merak edenler ogrenirdi. Belki Iran bir taraftan asiri uclarin destegini almak, ileride de Ahmedinecad'in sozlerini duzeltme sansini elinde tutmak istiyor.

Cuma, Ekim 27, 2006

Ermeni soykirimi/sorunu devam

Radikal'de Subat ayinda Ertugrul Mavioglu guzel bir yazi dizisi yapmis. Kacirmisim.
Devlet tezini anlatanlar disinda olen Ermeni sayisi 600 bin 1.5 milyon arasinda veriliyor. Cogu kisi bunu isimlendirmekle ugrasmayalim ne oldugunu anlayalim diyor. Karsi cikilacak bir taraf gormuyorum. Soru simdi ne yapmamiz gerekli kismina geliyor.

Birinci sirada elbette ozgur tartisma ortami geliyor. Herkes fikrini hapis, mahkeme korkusu olmadan soyleyebilmeli. Ermeni
konferansi zor da olsa yapildi. Orhan Pamuk beraat etti. Ama Hrant Dink ceza aldi. Yine de herseye ragmen durum iyiye gidiyor demek istiyorum.

Hrant Dink olaya degisik bir yaklasim getiriyor. Turklere evlatlik verilen, musluman olan Ermeniler'den bahsediyor:
Biraz da kalanlar üzerinden konuşalım. Bakalım kalanlar ne yaşamışlar. Kalanlar üzerinden gidersek belki de birbirimizi daha iyi anlayabileceğiz. Belki herkese bir Ermeni akraba bulamayacağız ama insani öyküler bizi birbirimize daha yakınlaştıracak."

Diger bir konu Ermenistan ile iliskiler. Sinirimizi acalim. Iliskileri guclendirelim deniyor. Ama Ermenistan ile tek sorunumuz Ermeni soykirimi degil. Ermenistan Azerbeycan'in %15'ini isgal altinda tutuyor. Ve biz sinirimizi bu isgalden sonra kapattik.

Ermenistan'da kucuk koalisyon ortagi olan Dashnak partisinin amaclarinin ilk maddesi:
Sinirlari Sevr anlasmasiyla belirlendigi sekilde Dogu Anadolu'yu, Nahcivan'i ve Karabag'i kapsayan buyuk Ermenistan devletini kurmak. Not: Karabag su anda Ermenistan tarafindan isgal altinda tutulan bolgelerden biri. Dashnak partisi Ermenistan'da %20 den az oy alan asiri bir parti cok onemli degil diyelim. Ermenistan devleti ne diyor?

Turkiye 1921 Kars antlasmasiyla SSCB'ye Batum'u veriyor karsiliginda Kars ve Ardahan'i aliyor. Ermenistan onlarla sinirimizi tanimlayan bu antlasmayi tanimiyor. Sinirimiz acikken de Ermenistan bu antlasmayi kabul etmiyordu yine acilabilir elbette. Ama sinirlari acalim iliskileri duzeltelim demekle bitmiyor. Ayhan Aktar T diyor ki :
Türkiye bu konuda çok ciddi bir fırsatı 1990'larda kaçırdı. Demirel-İnönü koalisyonu sırasında Ter Petrosyan Ermenistan'ın lideriydi. Türkiye ile uzlaşma istiyordu. O dönemde hükümeti Ermenistan ile uzlaşmazlık konusunda ikna eden dışişleri bürokratlarının bugün yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum. Bunun Halk Bankası'nın içini hortumlamaktan daha büyük bir suç oluşturduğuna inanıyorum. Çünkü onlar, Türkiye'nin Batı dünyası ile ilişkilerine mayın döşediler. Bu, affedilemez bir şeydir.

Petrosyan ilimli bir liderdi ve antlasma sansimiz vardi ama Azerbeycan'la olan savas da vardi. Azerbeycan'a cok fazla odun verdigi icin iktidardan dustu. O treni kacirdik. Su an Azerbeycan ile iliskileri bozmadan Ermenistan ile iliskileri cok fazla ilerletmek mumkun degil gibi geliyor bana.

bitmez...


Perşembe, Ekim 26, 2006

Kotu cocuk Turk

Nuray Mert demis. Ne guzel demis. Kotu cocuk Turk

"Aydın dediğiniz, tabii ki kalabalıkların dediğini demez, tam tersine ona çok ters gelen şeyleri söyleyebilir, kanıksanmış kalıp ve baskılar ancak böyle sarsılır. Ancak, söyledikleriniz alışılmadık da olsa, vicdanlarda bir karşılığı varsa, kalabalıkları evvel ahir dönüştürme şansınız olabilir. Toplumun gözünde 'vicdan' oluşturmayı başaramayan aydınların toplumları dönüştürme şansı yok."

Uc arkadas bir araya geldigimizde biz de kalabaliklarin lincciliginden, demokrasi kulturunden uzakligindan bahsedip duruyoruz. Orhan Pamuk meselesinde el yordamiyla da olsa "kalabaliklar"in vicdanini dert ettigimi dusundum. Hosuma gitti.

Salı, Ekim 24, 2006

Soykirim

Soykirim hukuki bir terim olarak Birlesmis Milletler Genel Kurulu tarafindan 1948'te kabul edilmis. Vikipedi'den: Bu maddeye göre soykırım, bir milletin, etnik, dini bir grubun veya bir ırkın tamamını veya bir bölümünü yok etmek amaçlı yapılan aşağıdaki davranışlardır:

(a) Grup üyelerini öldürmek;
(b) Grup üyelerine ciddi fiziki veya zihinsel zarar vermek;
(c) Grup üyelerinin yaşam şartlarına, grubu fiziksel olarak yok etme amaçlı zarar vermek;
(d) Grupdaki doğumları kasıtlı olarak engellemek
(e) Grubun çocuklarını zorla başka bir gruba transfer etmek

Daha once Ermeni soykirimindan bahsederken Ermeni cocuklari icin kurulan yetimhaneleri soykrima karsi bir kanit olarak gormustum. Cocuklar gonullu olarak yetimhanelere birakilmis. Ama insanlarin cocuklarini yetimhanelerine birakacak ortami yaratmak zorla birakmak ile ayni sonucu veriyor.

Baska ilginc seyler de ogrendim. SSCB tanimin politik goruslere de genisletilmesini engellemis. Stalin'i o gunlerden on gormusler herhalde. ABD'de ancak 1988'de kabul etmis ama bir sartla kendisi kendi kabul ettigi durumlar disinda muaf olursa. Yani ABD soykirim yapma "hakkini" sakli tutuyor.

Soykirim herkesin aklina Yahudi soykirimi imgesini getiriyor. O yuzden kabul etmek gercekten zor. Oysa yukaridaki tanima gore cok daha kapsamli. Ama Ermeniler ozellikle bu ikisini bir gostermeye calisiyor. Vikipedi'de tehcir sirasindaki her Osmanli kurumuna karsilik gelen bir Nazi kurumundan bahsediliyor. Zorlama bir benzerlik ortaya konmaya calisiliyor.

Belki de soykirim mi degil mi sorusuna saplanmamak lazim. Ne oldugunu anlamak gerekli. Sonra da ne yapmak gerektigini dusunmek.

Cuma, Ekim 20, 2006

Komsu

Tepede sagdaki next e basinca komsu bloga gidiyosunuz. Ben bastim http://ombrenelbuio.blogspot.com a gittim. Ama bu sanal alemde komsular da sanal. Her bastiginda baska bir yere gidiyosun. Ben blogspotcu abilere desem bakin bizde ev alma komsu al diye bir atasozu bile var. Bi guzellik yapin komsumu degistirmeyin desem dinlerler mi beni?

Perşembe, Ekim 19, 2006

Moleschino.org

moleschino.org diye bir platform var. Yeni kesfettim, hemen sevdim. Herkese de acik. Ben de bir seyler yazmak istiyorum oraya bir gun.

Ermeni soykirimi / sorunu

Dert basligi yazarken basliyor. Basligi yazarken bile bir taraf tutmus oluyorsunuz. Pek cok konu gibi bu da taraflarina, takimlarina, fanatiklerine ayrilmis durumda.

Ermeni konusu ozellikle Amerika'da yasayan her Turk gencinin karsisina cikan bir konu. Esas Ermeniler Turkleri oldurdu, goc sirasinda olenler de o zamanin sartlarinin kotulugunden oldu deyip gecemezseniz de oturup dusunmeniz gereken bir konu. Ote yandan da pek cok Ermeni gibi kimlik tanimimin bir parcasi degil bir konu. Hayatimi harciyacagim, web sitereli yapacagim forumlarda tartisacagim bir sey degil. Tarihci degilim. Tarihi belgeleri arastirip inceleyip sonuca varacak birikime ve zamana sahip degilim. Turkum, sonucta yorumlarimi Turkler lehine yapacagim. O yuzden Ermeni sayfalarinda bulunan belgelere bakayim dedim. Onlarin belge secerkenki subjektifligi benim yorumlarkenki subjektifligime biraz set ceker diye.

Armenian Genocide diye arandiginda Google'da ilk cikan sayfa. http://www.armenian-genocide.org

Ilk basta ciktigina gore Ermeni tezlerini savunan onemli sayfalardan biri. Buradaki belgeler kismini inceliyorum.
http://www.armenian-genocide.org/sampledocs.html

Birinci Belge:

Appeal from the Catholicos of the Armenian Church to protect Armenians. April 27, 1915.

Ermeni Kilisesinin "Cathalicos" unun yazisi. Savasci olmayan Ermeniler'in katledilmemesi icin yardim istiyor.

Buradan 2 onemli bilgi var. 1 Ermeni halk olduruluyor. 2 Savasci Ermeniler de var.
Bu savasci Ermeniler Osmanli askerleriyle savasiyor olabilir veya Musluman halki olduruyor olabilir.

Ikinci Belge:

Report on the deportation of Armenians from Zeitun, July 21, 1915

Beyrut Amerikan Konsoloslugunun yazisi.

Ilk basta hangi bolgelerdeki Ermenilerin nerelere gonderildigini sayilarla anlatiyor.

Zorunlu gocun hangi kanuna gore yapildigini soyluyor:

"The following is the text of the Government order covering the case. Art. 2nd. "The Commanders of the Army, of independent army corps and of divisions may, in case of military necessity and in case they suspect espionage or treason, send away, either or in mass, the inhabitants of villages and towns, and install them in other places.""

Ordu komutanlari askeri zorunluluktan veya casusluktan, ihanetten suphelenirlerse sehir ve kasabalarin tum nufusunu zorunlu goce tabi tutabilirler.

Devami:

"The orders of Commanders may have been reasonably humane, but the execution of them has been for the most part unnecessarily harsh, and in many cases accompanied by horrible brutality to women and children, to the sick and the aged.

As to subsistence, there has been a great difference in different places. In some places the Government has fed them, in some places it has permitted the inhabitants to feed them. In some places it has neither fed them nor permitted others to do so. There has been much hunger, thirst and sickness and some real starvation, and death."


Emirler insani olmasina ragmen uygulanislari cogu yerde gereksiz sekilde sert, bir suru durumda kadin cocuk hastalara karsi korkunc zalimlikerle dolu.

Bakimlarina gelince bazi durumlarda devlet onlari beslemis, bazi yerlerde halkin beslemesine izin vermis, baz durumlarda ikisini de yapmamis. Ayni belgede yapilan zulumlere de ornekler veriliyor.

Sonuc: Savas sartlarinda insani olan emirlerle zorunlu goce tabi tutulmuslar. Bazi durumlarda sag salim varmislar. Bazen de zulumle karsilasmislar, oldurulmusler. Goc yollarinda da yerel halk (Kurtler ve Turkler) da Ermenilere yemek vermis beslemis.

Baska Belge: Report on the treatment of Armenian children in Trebizond, July 20, 1915

Bu belgede Trabzondaki Ermenilerin goce tabi oldugunu soyluyor. Ama ailelerin isterlerse 1o yasina kadar olan oglanlarini, 15 yasina kadar olan kizlarini yetimhanelere birakabildiginini anlatiyor. Bu yetimhanelerin basinda da Ermeni kadin ve kizlar var ve Turk Jandarmalari tarafindan korunuyorlar.

Diger belgelerde bu resmi degisterecek cok farkli birsey yok. Bir de gercekte belge olmayan eski tarihli yorumlar var. Mesela bir baska belgede (Reflections on the role of Talaat Pasha in the Armenian Genocide, September 7, 1921) Talat Pasa olduruldugunde, Suriye Amerikan buyukelcisi onun icin 1 milyon Ermeninin olumuden sorumlu diyor. Tabi bunun nasil bir belge degeri var anliyamadim. Buyukelcinin yorumu veya inandigi sey bu ama ortada bir belge yok.

Ermeni tezini savunan en onemli sitelerden birindeki belgelere baktim. Bunlarin Ermeni teslerini destekleyecek sekilde cimbizla cekildigini dusunmek cok kotu bir varsayim olmaz. Bunlardan ne ogrendim.

  • Verilen emirlerin zorunlu gocu kapsadigini ama katliami veya oldurmeyi soylemedigini.
  • Pek cok Ermeninin bu zorunlu goc sirasinda direk veya dolayli olarak zulme ugradigini olduruldugunu.
  • Savasan Ermeni cetelerin varligini.
Olaya Ermeni belgelerinden bakiyorum. Soykirim olarak tanimlanacak bir sey goremiyorum. Yahudi soykirimi ile karsilastirilacak bir sey hic goremiyorum. Tabi bu yapilanlarin hos gorulebilecegi anlamina gelmiyor. Sistematik olarak olmasa da Osmanli ordulari kendi vatandasi olan Ermenileri oldurmus, zulmetmis. Zorunlu goc o gunun sartlarinin getirdigi bir gereklilik olabilir ama sartlarin gerekliliginden cok fazla Ermeninin olduruldugu kesin.

Sayilara hic girmedim bir sonuca vardim. Ama hersey sayilara dayaniyor. Verilen emirler ne kadar insani olursa olsun Ermeniler in yuzde doksani oldurulmusse soykirimi dusunmek gerekir. Ama ucte biri olmusse zulumden katliamdan bahsedilse bile soykirim denemez diye dusunuyorum. Bu sayma isi cetrefilli bir is. Bugun Irak'ta kac kisi oldugune dair bile cesitli kaynaklar cesitli sayilar veriyor. 90 sene onceki olaylardaki sayilari bulmak hic kolay birsey degil. Ben su ana kadar Ermeniler'in cogunlugunun olduruldugune dair kanitlar gormedim. Bunlari gorene kadar soykirimi kabul etmeyecegim. Ama yasanan trajediyi de yok saymayacagim.

Ermeniler 1.5 milyon Ermeni olduruldu diyor sayiyi arttirdikca arttiriyor. Turkiye nasil olur o kadar Ermeni nufusu yoktu diyor. Toplam olen insan sayisini ve nufusu azaltmaya calisiyor. Bence toplam olen insan sayisindan cok, oran daha onemli soykirim konusunda bir sonuca varabilmek icin. Tabi iki taraftaki toplam nufus miktari konusundaki tartismanin dayandigi yer tamamen baska. Ermenilerin toprak talep etmeleriyle ilgili.

Tabi su ana kadar sadece zorunlu goce baktim. Zorunlu gocun niye gerektigi, Ermeni cetelerin ne yaptigi, Ruslarin Fransizlarin rolleri konularina hic girmedim. Onlar baska bir gunun konusu. Bugunku Ermeni sorunu, iki tarafataki tek tarafli bakis da yine daha baska bir seferin konusu. Yani bu bitecek bir konu degil.